Sosyal medya nedir, ne değildir? “Başlama yine” “Senden mi öğreneceğiz” vs.. eğer cümleye böyle girersen tabiki karşılığında “evet seni dinliyorum” diyen bir kütüphane kalabalığı bulamazsın hele ki sosyal medyayı artık 5 yaşındaki çocuk dahi sana anlatacak kıvama gelmişken “amca bak şimdi [amca diyor utanmadan abi diyeceksin evladım
] facebook ile arkadaş oluyosun, twitter ile tivi atıyorsun, formsprings’te sana soru soruyorlar, sonra neydi o ….” diye giderken bu konuşma aslında fark ediyorsun ki 5 yaşındaki çocuk ile arandaki fark; onun bu temelleri iyi bilinen sosyal medyayı nasıl etkin olarak kullanacağını bilmemesi.
Bizi çocuklardan ya da pencereye tıkla dediğimizde kalkıp pimapene vuran annemizden ayıran da bu olmalı, akan teknolojiye ayak uydurmalıyız bir şekilde ancak bugüne kadar sosyal medyayı gerçekten ihmal ettim, benim sosyal medyayı ihmal etmemden kime ne? Demeyin öyle, pagerank 6 olan her ay binlerce kimsenin ziyaret ettiği 6 yıllık bir günlüğün sahibinin sosyal medyayı kullanan okuyucularına karşı da bir sorumluluğu olmalı değil mi? Ama bu sorumluluğun altına girmek kolay değil, herşeyi tek başına çeviren bu arkaşınızın, buranın dışında normal hayatında pek çok zorluk var ve facebook, twitter, formspring vs… altına girmeyi göze alamıyor(du) kolay kolay!
Ama sadece sen göze alamıyorsun diye seni takip edenlerden sahip olduklarını, internette keşfettiklerini saklamak bencilce değil mi? Evet öyle görünüyor, sahip olduğun şeyler ne ki? Altın mı dağıtacaksın? Olsa da dağıtsam keşke ama daha önemli şeyler paylaşıyoruz buralarda, altın değerinde ve özgün bilgiler, makaleler ve şu yazdığım yazılara gelen teşekkür mesajları halen buranın dimdik durmasını sağlıyor. Böyle garip ve güzel bir yer oldu LT, ziyaret etmekten yorumları onaylamaktan, okumaktan, cevaplamaktan mutlu olduğum! Bunu ben sağlamadım sizlerin katkısı yabana atılmayacak derecede çok, şurayı ziyaret eden her kişinin bir şekilde (google algoritmaları ıvır zıvır) tekrar dönsün dönmesin mutlaka katkısı vardır, google reklamlarına tıklayanları saymıyorum bile onlara ayrıca teşekkür ederim.
Evet eskiden sekmeli tarayıcıların olmadığı zamanlardan, tarayıcıları parayla satın aldığımız zamanlardan bahsediyorum (yok yok o kadar yaşlı değilim ama aklım başımda askerliğimi yapmışım
) önce beğendiğimiz bir sayfayı kopyalayıp yarım yamalak metin dosyasına yapıştırır saklardık ya da adresini yapışıtırırdık ki sonra unutmadan ziyaret edebilelim (o zamanlar nerede öyle çok site o kadar az site olurdu ki o metin dosyasında boyutu 5 KB’yi aşmazdı), sonra HTML şeklinde saklayabildik, sonra değişik formatlar girdi işin içine, sonra favoriler daha sonra stumble, delicious ıvır zıvır derken aldı başını gitti bu iş, hangi birine el atacaksın? Bugünün trendi yarının eskisi oluyor, durup durup soruyorsun kendine, oraya yaz buraya yaz sonra bakıyorsun ki tükeniyorsun, gücün herşeye yetişmeye yetmiyor, bu kadar çok seçeneğin olduğu yerde seçim yapmak zorundasın ve işte bende bu seçimin eşiğine geldim (nasıl yazdıysam gözlerim doldu
) demem o ki evet sosyal medyada LT olarak olmam lazım, olmamız lazım, bu olacağımız yer etkileşimin çok olduğu bir yer olmalı, bu olacağımız yer etkinin çabuk elde edildiği bir yer olmalı! Bizi daha fazla topluluk haline getiren bir yer olmalı, LT’yi Beğen düğmesine tıklayıp bir kenara geçmemelisiniz, geçmemeliyiz!
Çünkü sosyal medyadan kasıt aslında sosyalleşen internet, sosyalleşmek ne demek? Çok kısaca, insanların birbiri ile olan iletişimin daha kolaylaştırıldığı, bu iletişimden gücün doğduğu bir ortamdan demek. İnanın çok düşündüm bunun için facebook, twitter vs… ne yapalım? Karar verdim twitter hususunda daha etkin rol almaya, uydum imama. Baktım ki Twitter’ın türk sakinleri daha bir etkin, daha bir engin, daha bir kendinde, etkileşim her yerde olduğundan daha fazla, hitap edebileceğimiz kitle (Türk Kullanıcılar) çok daha fazla, bilineni ve bilinmeyeni ile daha çok şey vaad ediyor, şirketlerin reklam vermek için yarıştığı bir ortam yerine, sorunları çözmeye çalıştığı vs…, tepkiyi çok hızlı aldığın ve aynı şekilde çözümü de ve de neticede az ve öz konuşacaksan, gayet güzel bir ortam. Yani az ve öz konuşacaklarım da var benim! Ama çizgimizi bozmadan, kanalize olmadan, düz bir yolda, insanları etkilemeye çalışmadan sadece insan için yazan…
Peki bir günlük yazarı olarak 140 karakter ile ne yapacağım, şu anda dahi 560 karakter etmiş bu yazı gibi diğer yazıları sığdıramazsam ne sığdırabilirim? Size ne katabilirim? Bunu da düşündüm çok şey geldi aklıma mesele yazının uzunluğu değil aslında işlevi demek doğru olur, paylaştığımız bilgiler daha fazla insana çok ama çok daha hızlı bir biçimde yayılır gibi ama temelde amacım yine sizlere birşeyler katmaya çalışmak olur, yer gelir sizler bana katarsınız, sonuçta ferrarisini satıp bilgeyim diye artist artist gezmiyorum daha araba taksitine girmeye tırsan aranızdan bir halk çocuğuyum, hatta biliyor musunuz ekmek almak için beni fırına göndermek adına bazı çevrelerce (annem mesela..) üzerimde oyunlar oynanıyor halen.
Demem o ki, yani özet geç diyenler için söylüyorum bunu, twitter’da daha etkin paylaşımlar yapacağız, burada çok güncel yazılar görmüyorsanız, bir de twitter’a gelin bu da twitter hesabımız efendim diyor hepinize teşekkür ediyorum.
Bu arada bu yazının amacı neydi, başlık bir yerde metin farklı yerde, bir blog yazarının gözünden kısa bir sosyal medya değerlendirmesi, bir içe dönüş, kendini tarama, arayış, kıvranış, kaşınma diyebiliriz.
Kalın sağlıcakla!