langturk adlı kişiyi Twitter'da takip et langturk adlı kişiyi Twitter'da takip et

Yurtdışı kargo işlemleri, KIM – Kargo İşleme Merkezi, PIM – Posta İşleme Merkezi

Şubat 6th, 2010

Konu: Merkezi yurtdışında bulunan bir mağazanın (Almanya) internet sitesinden alışveriş yaptıktan sonra paketin Ankara PIM’de elinize geçen süreye kadar yaşadıklarınız ve tecrübeleriniz.
Read the rest of this entry »

Nasıl kilo verilir? Nasıl zayıflanır?

Temmuz 16th, 2010

Birazdan okuyacağınız yazı 40 günlük bir süreçte 101 kilodan 91 kiloya yani 40 günde 10 kilo vermenin, birebir şahitleriyle, tüm yönleriyle, açıklamalarıyla hikayesidir gerçek ve yaşanmnış bir olaydır. Kilo vermek isteyen vatandaşlar, günlük okuyucuları belki bu yazdıklarımın hepsini gerçekleştiremeyecek, belki buna yaşları, sağlıkları müsade etmeyecek ancak mutlaka kendilerine katacakları birşey bulacaklar. Evet 40 günde 10 kilo vermemin hikayesini tüm tıbbi verilerle ve bilimsel açıklamalarla ama halk dilinde yazacağım, oradan buradan alıntı olmadığı, yok soğan diyeti yok havuç diyeti, insanlara günde 1 kilo elma yedirten işkence ve tek yönlü sağlıksız diyetler yok burada, sıradan bir vatandaşın yaşamından bir kesit. 5 şınav çektikten sonra nefes nefese kalan arkadaşlar, 40 şınavı rahatla çekebilecekler, hatta 200 metre koşunca tıkananlar 2000 metre sonra dur bir tur daha atayım diyecekler, bunları ben yaptım siz de yapabilirsiniz….
Read the rest of this entry »

Kredi Yurtlar Kurumu Öğrenim, Katkı Kredisi Borç No Sorgulama

Ağustos 19th, 2010

Üniversitede okurken bu kredilerden bende aldım şimdi geri ödemesi ile uğraşıyoruz, işin garip tarafı aşağıdaki bağlantılarda bulunan sorgulama ekranlarında bazen vergi dairesine verildiğim yazıyordu, “Vergi Dairesi: Borcunuz …….. VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ’ne Tahsil Edilmek Üzere Bildirilmiştir” daha sonra gidip hemen 2-3 ay peşin ödüyordum, o ibare kayboluyordu. Bu duruma gelmiş kimseler yani bu ibareyi gören kimseler icralık demektir. O yüzden öncelikle sayfada gösterilen toplam tutarı zaman kaybetmeden ödemeye bakın. Bazı aklı evveller ise bu uyarı arada bir verilir, bu KYK’nun kalan paraları toplama stratejisidir, bişey olmaz derler ama unutmayın, devlet kimsede 1 kuruşunu bırakmaz.

kykkredi

Bu konu ile ilgili bazı püf noktalar vereyim, mağdur olmayın.

Ayrıca eklemek istiyorum, ben bu paraları üniversitede okurken nereye harcadım hatırlayamıyorum inanın meğer ne çok kredi almışım!

Devletin 1 kuruş dahi alacağı olsa kesinlikle bırakmaz ve alır dedik ya, o nedenle bu borçlardan kaçış yok, mümkünse aksatmadan ve faiz getirtmeden ödemek gerekli, bazı arkadaşların durumu yok biliyorum, elinizden geldiğince arkadaşlar, sizi de anlıyorum. :(

Bazen aksamalar olabiliyor ve kırmızı büyük puntolarla uyarı alabiliyorsunuz. Bu durumda ya kalan borcunuzun toplam ödemesini yapın ya da ne kadar ödeme yapabiliyorsanız yapın ve eğer çok rahatsız oluyorsanız, kredi yurtlar kurumuna bu ibarenin kaldırılması ile ilgili bir dilekçeyi, banka dekontunun bir kopyasını da dilekçeye iliştirerek teslim edin.
Mesela

” ….TL tutarındaki katkı kredisi borcumu ödemiş bulunuyorum, yaptığım ödemeye ilişkin banka dekontu ektedir, hakkımda başlatılmış olan icra takibinin durdurulmasını bilgilerinize arz ederim…..” şeklinde.

Bu ekranlar her ayın 15′inde güncellendiği için o yazının hemen kaybolmasını ya da ödediğiniz tutarın hemen düşmesini beklemeyin, 15′inden sonra bir kontrol edin. Mesela siz ayın 20 sinde gereken borcun tamamı olan 5 lirayı odediniz, ancak bu ödeme ekrana gelecek ayın 15′inde yansıyacağı için, gelecek ayın 15′ine kadar ekranda o 5 liranın üzerine faiz gelmiş gibi siz ödeme yapmış olsanız dahi arttığını görebilirsiniz ancak gelecek ayın 15′inde yapılacak hesaplamada ayın 20′sinde yaptığınız ödemeden sonraki faizler otomatikman düzenlenecek ve düşülecek o yüzden heyecan yapmayın, ekranın güncellenmesini bekleyin ya da çok tereddüt ederseniz. Kredi Yurtlar Kurumu’na bahsettiğim dilekçeyi verebilirsiniz.

Ödemeleri bazı arkadaşlar maliyeye yapmış ancak tavsiye etmiyorlar, ödemeler konusundaki ipucu ise şu: T.C. Ziraat Bankasına ödeme yapın ve dekontları saklayın.

Aşağıda kredi numaralarınızı öğrenebileceğiniz, öğrendiğiniz numaralar ile borcunuzu sorgulayabileceğiniz bağlantılar bulunmakta. Bir ipucu vereyim.

Borç sorgularken şöyle bir adrese gidiyorsunuz.

http://www.kyk.gov.tr/Yurtkur/katkiGeriOdemeBilgisiGetir.do?kKrediNo=******&tarih=19/08/2010

Mesela ben ay sonuna kadar bu parayı ödeyemeyeceğim ama ay sonunda gelecek faizlerle ne kadar ödeyeceğimi ise bilmiyorum nasıl öğrenirim diyorsanız, yukarıdaki adresin tarih kısmını ay sonuna göre ayarlayıp değiştirerek o adrese gidebilirsiniz. Böylece gelecekte yapacak ödemelerdeki durumu da görmüş olursunuz. Tekrar hatırlatıyorum ekranlar 15′inden 15′ine güncelleniyor.

YENİ GERİ ÖDEME BORÇ SORGULAMA

ÖĞRENCİYE ÖDENEN ÖĞRENİM KREDİSİ/BURS SORGULAMA

ÖĞRENCİYE ÖDENEN KATKI KREDİSİ SORGULAMA

konu ile ilgili kyk genel müdürlüğüne gittim, üzerinde aşağıdaki bilgiler yazan bir kağıt verdiler, size de yardımcı olacağını düşünüyorum.

ÖĞRENCİLERİN DİKKATİNE:

KREDİLERLE İLGİLİ DAİRE BAŞKANLIĞIMIZ AŞAĞIDA YAZILI ADRESTE BULUNMAKTADIR.

KREDİ VE HARÇ BİNASI:

SİYASAL BİLGİLER FAK. KARŞISI

CEMAL GÜRSEL CADDESİ NO:61 CEBECİ/ANKARA

TELEFON : 0 312 363 87 70 -71- 72

Borcunuz VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ’ne Tahsil Edilmek Üzere Bildirilmiştir

Ağustos 31st, 2010

Bu yazı bir süre soru cevap şeklinde gidecek ve alt kısımda bir adet dilekçe örneği bulacaksınız. Bu yazıdan önce bu bağlantıdaki yazıyı okumak size yardımcı olacaktır.

Bu kırmızı yazı ne demek?
Bilgileriniz KYK’dan Vergi Dairesine gönderilmiş ve vergi dairesinde işleme konulma sırasını bekliyor. Vergi dairesi borcu tahsil etmek için sizinle ne zaman irtibada geçer, bunu sorduğumda kimse net bir cevap veremedi. Bu nedenle aradaki bu süreyi eğer sizinle kimse irtibata geçmemişse akıllı kullanın ve hemen borcu yatırın ya da yatırabildiğinizi ve aşağıdaki gibi mutlaka ama mutlaka dilekçe verin.
Bu esnada Vergi Dairesinden hiçbir uyarı gelmedi, borcumu hemen yatırmak istiyorum, nereye yatırayım?
T.C. Ziraat Bankası
Vergi Dairesinden haciz için geldiler ne yapmam lazım?
Borcunuzu vergi dairesi aracılığı ile onların belirttiği şekillerde yatırarak, borcunuzun tahsil edildiğine dair yazıyı mutlaka vergi dairesinden almalısınız.
Ne vergi dairesinden ne de KYK’dan herhangi bir kağıt ya da yazı gelmedi ama ekranda bu kırmızı yazılar yazıyor ne yapmam lazım?
Kalan borcunuzu hemen ödeyin, en azından tarihi geçmiş borclarınızı ödeyin ve ilgili dilekçeyi bu yazıdaki KYK Ek Binasına gönderin.
Parayı yatırdım, dilekçe de verdim ama bu yazı gitmiyor, ne yapmalıyım?
Sabırlı olun çünkü sorduğum kadarıyla bu yazının gitmesi 3-4 ay alabiliyormuş.

Bütün bu soru cevaptan sonra birazda size kendi durumumdan kısaca bahsedeyim, yaklaşık 2 taksit geçirdim yani 6 ay ödeme yapmadım, sonra bu yazıyı görünce, tutuşan eteklerimi de yanıma alıp T.C. Ziraat Bankasına gittim ve hemen görünen tüm borcu yatırdım. Yatırdıktan 2-3 gün sonra internet sitesinde artık borcumun olmadığı görünüyordu ancak bu yazı gitmemişti, yani değişen tek şey toplam borç “00″ yazmasıydı. Bende tabana kuvvet bu yazıda belirtilen kredilerle ilgili ek binaya gittim, onlarda bilgisayarlarda kontrol edip borcum kalmadığını söylediler ancak evraklar vergi dairesine gitmiş olduğu için dilekçe vermemin en doğrusu olacağını bu sayede yani verdiğim dilekçe ile KYK’nun araya girerek durumu vergi dairesine belirteceğini ve herhangi bir hacizle karşılaşmayacağımı ifade ettiler. Dilekçeyi okudukça neden vermem gerektiğini daha önemlisi vermeniz gerektiğini fark edeceksiniz, bu dilekçe ile KYK, bilgilerimi gönderdiği Vergi Dairesine tekrar bir bilgi gönderecek ve diyecekmişki, bu arkadaş ödemeyi yaptı bize borcu kalmadı dolayısıyla sizinde tahsil edebileceğiniz birşey kalmadı, o yüzden ilgili evraklarını bize geri gönderin, herşey yolunda. Bu işlem ve dilekçeye cevap çok uzun sürmüyormuş. Eğer vergi dairesi ile herhangi bir muhattaplığınız olmadıysa bence gidip borcunuzu yatırın, daha sonra bu ek binaya dilekçenizle gidin, önce 2′inci kattaki evrak kabule gidip, dilekçe için sayı numara alın, daha sonra bu dilekçeyi 4′üncü kata verin ve sonucu bekleyin.

Diyelimki borcunuzu vergi dairesi tahsil etti o zamanda vergi dairesinin tahsil ettiğine dair kağıdı dilekçeye ekleyin ve dilekçede durumu belirtin ve yine aynı yolları izleyerek dilekçenizi bu yazıdaki ilgili yere teslim edin.

Özetlemek gerekirse bu duruma düşen kimselerin yapacağı ya da karşılaşacağı 2 şey var.
1-) Bu yazıyı gördünüz ve sizinle ne KYK ne de Vergi dairesinden irtibata geçilmemiş, gidin borcunuzu yatırın ve ilgili bir dilekçe yazın onu da KYK’na yukarıda belirttiğim yolu izleyerek teslim edin.
2-) Sizinle Vergi Dairesi bağlantı kurmuştur, borcu vergi dairesi aracılığı ile yatırın ya da onların belirttiği şekilde ve sonra KYK’na aynı şekilde, borcun vergi dairesince tahsil edildiğini belirten bir belgeyi de dilekçeye ekleyerek yukarıda belirttiğim yolu izleyerek dilekçeyi KYK’na teslim edin.

DİLEKÇE ÖRNEĞİ

Şu an için durum bu şekilde arkadaşlar, hepimize kolay gelsin, stres olmayın lütfen, bir şekilde halledeceğinize eminim.

Kolay gelsin.

Kredi Kartı Başvurusu

Mart 3rd, 2011

Bu yazıda sizlere kredi kartlarına başvuru yapabileceğiniz, internet adreslerini vereceğim. Bu sayede kredi kartlarına, kartın resmi sitesini kullanarak başvurabileceksiniz.

DenizBank
Ziraat Bankası
Garanti Bankası Bonus Kart
HSBC
VakıfBank
ING Bank

Hesap İşletim Ücreti Nedir, İade Edilir mi?

Nisan 8th, 2011

8 NİSAN 2011 – 1.GÜN Bankadan gelecek cevap bekleniyor:

Kafama yeni dank etmedi, sadece uğraşacak zamanım yoktu ancak şimdi kendimi bunlarla uğraşacak kadar boş ve aynı zamanda dirençli hissediyorum. Bugün sabah uyandığımda şu hesaplarımdan birinin ekstrelerini ayrıntılı olarak kontrol edeyim dedim. Baktım ki zamanın birinde bundan yaklaşık 3 ay kadar önce hesabımdan (vadesiz mevduat) hesap işletim ücreti adı altında 40 TL çekmişler, hemen ilgili dekontu edindim (internet bankacılığına teşekkürler) ve yazıcıdan çıktı aldım ve daha sonra bir dilekçe yazdım (daha sonra kendi uyarladığım bu dilekçeyi sizlerle paylaşacağım) ve bu dekontu dilekçeye EK-1 şeklinde ekledim. Tam PTT ile iadeli taahütlü gönderecekken, dedim ki; gel şu banka ile bir anlaşma zemini bul yani yasal olmayan sempatik yollardan bir sor bakalım nedir durum, geri ödeyecekler mi bilgi iste vs.. bunun üzerine yazdığım dilekçeyi bir kenara koydum ve bankaya e-posta gönderdim (müşteri memnuniyeti sayfasından), şimdi onlardan gelecek cevabı bekliyorum. Ve bu cevaba göre şekillenecek aksiyonları buradan sizlere aktaracağım.

15 Nisan 2011 – 8.Gün – Bankadan Cevap Geldi, İstikamet Kaymakamlık

Bankadan beklediğim cevap dün geldi, bir sürü şey yazmışlar, şunu şunu yapandan bu ücret alınmıyor da vs… sayfanın sonunda hesap işletim ücreti iade talebinize olumlu yanıt veremeyeceğiz demişler. Peki o halde dedim hatta peküüüüü dedim ve kaymakamlığı aradım (Tüketici Sorunları Hakem Heyeti), dedim böyle böyle hesap işletim ücreitne itiraz edeceğim, peki dediler şu belgeler lazım.

  1. Bankanın hesap işletim ücreti aldığına dair dekont (internet bankacılığından edinin ya da bankaya gidip hesap dökümünüzü isteyin, size neden bu dökümü istiyorsunuz dediklerinde, hesap işletim ücreti için istiyorum demeyin)
  2. İtiraz dilekçesi
  3. Bankanın cevabı ve daha önce banka ile iletişim kurduğunuza dair belge (Bunu ben ekledim iyice ispatlamak için, yoksa dilekçede banka ile daha önce iletişim kurduğunuz ve olumsuz yanıt aldığınızı belirtiyorsunuz zaten)
  4. İlgili kararlar (Ben iki tane karar ekledim hepsini aşağıdaki bağlantıda verdim)

Daha sonra hakem heyetinin adresini aldım ve hakem heyetine bu belgeleri içeren zarfı PTT’ye gidip iadeli taahhütlü şekilde postaladım. Neden böyle yaptım elden veremezmiydim? Verebilirdim ama siz de böyle yapın vardır bir bildiğim!

Şimdi şu dosyaları sizinle paylaşayım

Hakem Heyetine Verilecek Dilekçe (iyi okuyun, kendinize göre düzenlemeler yapabilirsiniz)

Banka hesap işletim ücreti iade kararı

Banka hesap işletim ücreti iadesi yönünde tüketici mahkemesi onama kararı

Bakalım seyir nasıl olacak hep birlikte göreceğiz, eğer bu ücreti geri alabilirsem bu da değerli okuyucularıma bir emsal teşkil etsin.

19 Nisan – 12. Gün – Posta Kaymakamlığa Ulaşmış

Az önce PTT sayfasından barkod numarasını girerek kontrol ettim.  Şöyle yazıyor..

Serbestçe girilemeyen yerde yetkilisine teslim.

Bakalım kaymakamlık ne kadar süre içinde olayı çözüme ulaştıracak. Takibe devam..

17 Temmuz- 12. Gün – PARA HESABA GERİ YATIRILDI, 3.YORUMA BAKIN

Twitter’da bizi takip edin!

Nisan 30th, 2011

Bazı bilgiler, haberler, paylaşımlar gerçekten 140 karakterden fazla olmuyor, olamıyor ve inanın pek çok veri içerebiliyor, bunun için blog yazısı yazmak çok mantıklı değil, blog yapısına uymuyor, bu nedenle kullanılabilecek en iyi ortamın Twitter olduğuna karar verdik ve orada kendimize bir hesap açtık, kısa ama öz bilgi için bizi takip edin, umduğunuzdan fazlasını bulacaksınız. Resimdeki minik kuşa tıklayın ve paylaşım başlasın! Takibe başlayanlara Zemana Antilogger 1 yıl yasal lisans hediye ediyoruz.
langturk adlı kişiyi Twitter'da takip et

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü – Dokuz Patron Olayı

Ocak 14th, 2012

Geçmedi mi? Geçti geçti de, bilinçsizce geçti! Biz sanıyoruz ki gazetecileri ne kadar çok düşünüyorlar ve böyle bir günleri var vs.. ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bugün gazete patronlarının bile kutladığı ama zamanında bu büyük gazete patronlarının aldıkları hatalı bir karardan dolayı doğmuş bir gün. Gerçi bazı gazeteci arkadaşları kutlayarak bu günü geçiştirmiştim ama haksızda değilim hangi günü sorguluyoruz ki? Böyle bir gün var kutlanıyor, aç telefonu kutla,yazı yaz ya da en basitinden doğum günleri bile bu halde, yerlerde sürünüyor. Metroda beni bunaltan ve kişilerin gözlerinin birbirinden kaçırıp anlamsız anlamsız metro koltuklarına baktığı, yerdeki döşemelerin üzerindekileri desenleri saydığı günde, Büyükşehir Ankara diye bir dergi elime geçti, derginin kapak sayfasının arkasında bu kutlanan gün ile ilgili aynen şunlar yazıyordu, gayet ilgiyle okudum, sizinde yararlanmanızı istiyorum ve artık hangi günü niye kutladığımızı kendime hep soracağım, arkasında çok değişik şeyler olabiliyor! Mesela bir gazetenin prematüre doğuşunun öyküsü var aşağıda!

İlgili yazı

1961 yılında, gazetecilerin çalışma haklarına önemli iyileştirmeler getiren ve sosyal haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, YeniSabah), yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldılar.

10 Ocak 1961 sabahı, gazetelerini ellerine alan okuyucular, “Gazetemizi 3 Gün Kapatıyoruz” başlığıyla ve altında da dokuz gazete patronunun ortak bildirisi ile karşılaştılar.

BabIâli’de ‘DokuzPatron Olayı‘ olarak anılan gelişme karşısında, gazetecilerde 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla, İstanbul Gazeteciler Sendikası binası önünde toplanarak, Valiliğe kadar yürüdüler. Gazeteciler Sendikası da aynı gün yaptığı toplantıda, patronların üç günlük boykotları süresinde, ‘BASIN’ adlı bir gazete yayınlama kararı alarak, 11,12,13 Ocak 1961 tarihlerinde kendi gazetelerini çıkardılar. Basın Gazetesi, teknik olanaksızlıklar nedeniyle bazı eksiklikler taşımasına rağmen, okuyucuların büyük ilgisini çekti ve 100 bin tiraj gibi o gün için çok önemli bir noktaya ulaştı.

O tarihten sonra 10 Ocak, ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’olarak kutlandı. 1971 yılındaki 12 Mart askeri müdahalesinden sonra çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak tarihi, ‘Bayram’olmaktan çıkarıldı ve ‘Çalışan Gazeteciler Günü’olarak anılmaya başlandı.

p

Sosyal medyanın etkin kullanımı

Ocak 13th, 2012

Sosyal medya nedir, ne değildir? “Başlama yine” “Senden mi öğreneceğiz” vs.. eğer cümleye böyle girersen tabiki karşılığında “evet seni dinliyorum” diyen bir kütüphane kalabalığı bulamazsın hele ki sosyal medyayı artık 5 yaşındaki çocuk dahi sana anlatacak kıvama gelmişken “amca  bak şimdi  [amca diyor utanmadan abi diyeceksin evladım :) ]  facebook ile arkadaş oluyosun, twitter ile tivi atıyorsun, formsprings’te sana soru soruyorlar, sonra neydi o ….”  diye giderken bu konuşma aslında fark ediyorsun ki 5 yaşındaki çocuk ile arandaki fark; onun bu temelleri iyi bilinen sosyal medyayı nasıl etkin olarak kullanacağını bilmemesi.

Bizi çocuklardan ya da pencereye tıkla dediğimizde kalkıp pimapene vuran annemizden ayıran da bu olmalı, akan teknolojiye ayak uydurmalıyız bir şekilde ancak bugüne kadar sosyal medyayı gerçekten ihmal ettim, benim sosyal medyayı ihmal etmemden kime ne? Demeyin öyle, pagerank 6 olan her ay binlerce kimsenin ziyaret ettiği 6 yıllık bir günlüğün sahibinin sosyal medyayı kullanan okuyucularına karşı da bir sorumluluğu olmalı değil mi? Ama bu sorumluluğun altına girmek kolay değil, herşeyi tek başına çeviren bu arkaşınızın, buranın dışında normal hayatında pek çok zorluk var ve facebook, twitter, formspring vs… altına girmeyi göze alamıyor(du) kolay kolay!

Ama sadece sen göze alamıyorsun diye seni takip edenlerden sahip olduklarını, internette keşfettiklerini saklamak bencilce değil mi? Evet öyle görünüyor, sahip olduğun şeyler ne ki? Altın mı dağıtacaksın? Olsa da dağıtsam keşke ama daha önemli şeyler paylaşıyoruz buralarda, altın değerinde ve özgün bilgiler, makaleler ve şu yazdığım yazılara gelen teşekkür mesajları halen buranın dimdik durmasını sağlıyor.  Böyle garip ve güzel bir yer oldu LT, ziyaret etmekten yorumları onaylamaktan, okumaktan, cevaplamaktan mutlu olduğum! Bunu ben sağlamadım sizlerin katkısı yabana atılmayacak derecede çok, şurayı ziyaret eden her kişinin bir şekilde (google algoritmaları ıvır zıvır) tekrar dönsün dönmesin mutlaka katkısı vardır, google reklamlarına tıklayanları saymıyorum bile onlara ayrıca teşekkür ederim.

Evet eskiden sekmeli tarayıcıların olmadığı zamanlardan, tarayıcıları parayla satın aldığımız zamanlardan bahsediyorum (yok yok o kadar yaşlı değilim ama aklım başımda askerliğimi yapmışım :) ) önce beğendiğimiz bir sayfayı kopyalayıp yarım yamalak metin dosyasına yapıştırır saklardık ya da adresini yapışıtırırdık ki sonra unutmadan ziyaret edebilelim  (o zamanlar nerede öyle çok site o kadar az site olurdu ki o metin dosyasında boyutu 5 KB’yi aşmazdı), sonra HTML şeklinde saklayabildik, sonra değişik formatlar girdi işin içine, sonra  favoriler daha sonra stumble, delicious ıvır zıvır derken aldı başını gitti bu iş, hangi birine el atacaksın? Bugünün trendi yarının eskisi oluyor, durup durup soruyorsun kendine, oraya yaz buraya yaz sonra bakıyorsun ki tükeniyorsun, gücün herşeye yetişmeye yetmiyor, bu kadar çok seçeneğin olduğu yerde seçim yapmak zorundasın ve işte bende bu seçimin eşiğine geldim (nasıl yazdıysam gözlerim doldu :) ) demem o ki evet sosyal medyada LT olarak olmam lazım, olmamız lazım, bu olacağımız yer etkileşimin çok olduğu bir yer olmalı, bu olacağımız yer etkinin çabuk elde edildiği bir yer olmalı! Bizi daha fazla topluluk haline getiren bir yer olmalı, LT’yi Beğen düğmesine tıklayıp bir kenara geçmemelisiniz, geçmemeliyiz!

Çünkü sosyal medyadan kasıt aslında sosyalleşen internet, sosyalleşmek ne demek? Çok kısaca, insanların birbiri ile olan iletişimin daha kolaylaştırıldığı, bu iletişimden gücün doğduğu bir ortamdan demek. İnanın çok düşündüm bunun için facebook, twitter vs… ne yapalım? Karar verdim twitter hususunda daha etkin rol almaya, uydum imama. Baktım ki Twitter’ın türk sakinleri daha bir etkin, daha bir engin, daha bir kendinde, etkileşim her yerde olduğundan daha fazla, hitap edebileceğimiz kitle (Türk Kullanıcılar) çok daha fazla, bilineni ve bilinmeyeni ile daha çok şey vaad ediyor, şirketlerin reklam vermek için yarıştığı bir ortam yerine, sorunları çözmeye çalıştığı vs…, tepkiyi çok hızlı aldığın ve aynı şekilde çözümü de ve de neticede az ve öz konuşacaksan, gayet güzel bir ortam. Yani az ve öz konuşacaklarım da var benim! Ama çizgimizi bozmadan, kanalize olmadan, düz bir yolda, insanları etkilemeye çalışmadan sadece insan için yazan…

Peki bir günlük yazarı olarak 140 karakter ile ne yapacağım, şu anda dahi 560 karakter etmiş bu yazı gibi diğer yazıları sığdıramazsam ne sığdırabilirim? Size ne katabilirim? Bunu da düşündüm çok şey geldi aklıma mesele yazının uzunluğu değil aslında işlevi demek doğru olur, paylaştığımız bilgiler daha fazla insana çok ama çok daha hızlı bir biçimde yayılır gibi ama temelde amacım yine sizlere birşeyler katmaya çalışmak olur, yer gelir sizler bana katarsınız, sonuçta ferrarisini satıp bilgeyim diye artist artist gezmiyorum daha araba taksitine girmeye tırsan aranızdan bir halk çocuğuyum, hatta biliyor musunuz ekmek almak için beni fırına göndermek adına bazı çevrelerce (annem mesela..) üzerimde oyunlar oynanıyor halen. :)

Demem o ki, yani özet geç  diyenler için söylüyorum bunu, twitter’da daha etkin paylaşımlar yapacağız, burada çok güncel yazılar görmüyorsanız, bir de twitter’a gelin bu da twitter hesabımız efendim diyor hepinize teşekkür ediyorum.

Bu arada bu yazının amacı neydi, başlık bir yerde metin farklı yerde, bir blog yazarının gözünden kısa bir sosyal medya değerlendirmesi, bir içe dönüş, kendini tarama, arayış, kıvranış, kaşınma diyebiliriz.

Kalın sağlıcakla!

Twitter nedir, nasıl kullanılır ? Kısa bir twitter yardım yazısı !

Ocak 11th, 2012

Bu yazı Twitter’a biraz da olsun hakim olmayı ve bazı terimleri bilmenizi gerektirir. Böyle olduğunu farz ederek yazıyorum. Eğer yine de sorularınız olursa lütfen sormaktan çekinmeyin. Ayrıca eğer gereksinim duyarsam uzunca bir twitter kullanım klavuzu hazırlarım ama o zamana kadar bu bilgiler ayrıca küçük bir klavuz yerine geçecek niteliktedir ve Twitter’ı anlamanızı biraz daha kolaylaştıracaktır.

Neyse biz konumuza dönelim. Listelemek ile takip etmek arasındaki farktan başlayalım, bu kullanım farkı Twitter’ı amacına daha yönelik bir ortam haline getirir ve aynı zamanda daha eğlenceli olmasını sağlar ve de zamandan kazanmanıza olanak tanır.

Aradaki farkı daha net görebilmek için kavramları iyi anlamak lazım, bunun için öncelikle takip etmenin ne demek olduğunu anlatmaya çalışacağım!

Eğer bir kimseyi takip ederseniz onun yaptığı çoğu şeyden haberiniz olacaktır ve twitter ana sayfanızda çoğu etkinliği ve gönderdiği tweetler görülecektir. Twitter kullanmayı herkes çok iyi bilmiyor maalesef, bazı kimseler günde 1-2 adet tweet gönderirken bazıları ise bulduğunu gönderiyor, düşüncelerini sanki roman yazar gibi dile getiriyor, paylaşacağı şeyler çok kısa olsa dahi çok fazla sayıda tweet ile ifade edebiliyor ve sizin twitter ana sayfasınızı dolduruyor, size Twitter’ı kullanacak özgürlük bırakmıyor, nefes alacağınız bir alan kalmıyor ve aynı zamanda bütün bu kalabalık içinde takip etmek istediğiniz başka kimselerin bir ya da iki tweetin arada kaybolmasına neden oluyor. Böyle bir durumda ne yapabilirsiniz? Elinizde iki şey var, illa tüm tweetlerini görmek istiyor ama ana sayfanızda olmasını istemiyorsanız o zaman bu kimseye ya da buna benzer kimselere, kuruluşlara ait bir liste oluşturur mesela “geveze” adında bir liste ve oraya yerleştirirsiniz  ya da kısaca ve gayet net bir şekilde, unfollow yaparsınız y ani takip etmeyi bırakırsınız.

Takip edilen kimselerin ortak özelliklerine bakacak olursak, kimleri takip edeyim sorusuna cevap bulabiliriz, takip ettiğiniz kimseler sizin daha çok etkileşimde bulunmak istediğiniz yani sürekli okumak istediğiniz, fikirlerinizi göndermek istediğiniz ve sosyal hayatta bir ilişkiye sahip olduğunuz ve sahip olması muhtemel kimselerdir, kurumlardır diyebiliriz kısaca.

Twitter’da bir kimseyi takip ederseniz bunu bir diğer artısı/eksisi size özel mesaj göndermesine izin verirsiniz aynı şekilde sizin de ona özel mesaj gönderebilmeniz için onun da sizi takip etmesi gerekmektedir ama takip etmek yerine listeye alırsanız bu ayrıcalığı vermezsiniz ve bu ayrıcalığa sahip olamazsınız.

Hani reklamlarda Türk ve Alman pazarcıyı ayırmak için sattığı ürünün tadına baktırıp baktırmadığına bakarız, işte twitter tam biz Türk’ler için, eğer bir kimseyi takip etmek istiyor ancak bu kimsenin nasıl biri olduğunu, nasıl bir etkileşime girdiğini daha önceden görmek, bir tartmak istiyorsak öncelikle o kimseyi oluşturduğumuz bir listeye aktarır daha sonra eğer beğenirsek ve ilgilmizi çekerse, belirlediğimiz ölçütlere uyuyorsa takip etmeye başlarız. Peki doğrudan takip etsem ne kaybederim ki? Peki neden meyveyi tatmak istiyorda doğrudan almıyorsunuz diye sorarım bende!

Listenin bir diğer özelliği ise kategorizasyon yani sınıflamadır, bir kimseyi hem takip edip hem de listeleyebilirsiniz. Böylece içinde ilgi duyduğunuz aynı konu hakkında konuşan farklı 20 kişiyi birarada ve ana sayfanızı meşgul etmeyecek şekilde dilediğiniz zaman ilgili listenizi açıp takip edebilirsiniz.

Listelerinizin içeriğini ayrıca gizleyebilir ya da diğer kimselerle paylaşabilirsiniz. Diğer twitter kullanıcıları sizin listenizi takip edebileceği gibi siz de diğer kimselerin listelerini takip edebilirsiniz ve ilgilendiğiniz konu hakkında pek çok kaynağa ulaşırsınız, bu sizin hem aradığınızı bulmanızı kolaylaştırır hem de ilgilendiğiniz kaynağa topluca ulaşırsınız.

Twitter yine de geniş bir alan, arayüzü küçük görünse de içeriği oldukça zengin ve web teknolojisinin bence facebook olsun benzeri başka sosyal ağlar olsun çok üzerinde bir ortam.

Bir de konuyu sonlandırmadan # sembolü ile başlayan kelimelere değineyim, #  sembol ne işe yarar? Tweetlerinizi kategorize etmek sınıflandırmak için kullanırsınız, tıpkı insanları, kurumları listelere alıp takip ettiğiniz gibi tweetleri de bu şekilde sınıflandırabilirsiniz.Tweet içinde tweeti özetleyen bir kelimeyi o kelimenin önüne # sembolü getirerek etiketyebilirsiniz ya da tweet içerisinde hiç bahsetmez tweetin sonuna sadece onu etiketlemek için önüne # işareti gelmiş bir kelime eklersiniz. Böylece benzer tweetleri bulabilir, sizinle aynı konu hakkında konuşan kimselere ulaşabilirsiniz ayrıca tweeti o kelime ile sınıflandırmış olursunuz. Bu arada belirteyim bu tarz kelimelerde büyük küçük harf farkı yoktur yani #lt ile #LT aynıdır. Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim çünkü ben de soruyordum; İyi de arkadaş birşey bulmak istediğimde normal arama yaparım yine o kelimeyi bulurum bu kelimenin önüne # sembolünü getirmenin anlamı ne? Şöyleki bir dizi film arıyorsunuz diyelim, dizi filmin adı Ateş olsun (ne alaka, neyse) eğer sadece arama olarak Ateş kelimesini aratırsanız dizi ile alakası olmayan şu cümleye denk gelebilirsiniz “Ateşim yükseldi” ancak #ateş şeklinde aratırsanız hedefinizi 12′den vurursunuz. İçerisinde ateş geçen her cümle değil, dizi ile ilgili olduğu için #ateş şeklinde etiketlenmiş tweetler karşınıza çıkar, sizi zaman kaybından da kurtarır. Bir negatif yönü vardır, eğer hashtag ile arama yapacaksanız ve eğer bir kişi Ateş dizisinden hashtag kullanmadan bahsetmişse onu kaçırırsınız yani o yorumu göremezsiniz o yüzden kullanıcıların da hashtag konusunda duyarlı olması ve yer yer etiketleme yapması bence önemlidir. Sadece bu kadar mı? Mesela 5 kişilik çalışma grubusunuz ve fasülyenin yararları hakkında hazırlayacağınız konferansa twitter üzerinden çalışacaksınız, önce #fasülye diye bir etiket oluşturur daha sonra her tweetinizde bu etiketi kullanırsanız, diğer 5 kişi bu etiketi kullanan her mesajı rahatlıkla görebilecektir yani belli bir konuda konuşmak isteyen insanlar bir araya gelmiştir. Hashtag oluştururken bunların mesaj limitinden çaldığını unutmayın ve ona göre anlamlı ve kısa hashtag kullanın diyebilirim. Bir de bir hashtag oluşturmadan önce çeşitli kombinasyonlarını daha önce biri oluşturmuş mu diye bakmakta fayda var.

Bbu yazıyı yazdıktan sonra aklımda şöyle bir soru belirdi, acaba twitter’ın ilk başlarda anlamsız gelmesi ya da nasıl kullanıcılacağını öğrenmekten usandırabilecek bu hali ve facebook gibi alternatiflerinin olması, burayı aslında burada olmaması gerekenlerden koruyor mu? Yani Recep İvedik 14 filminde Twitter için “Burası da amele doldu” demek istemez hiç kimse, çünkü gayet kendi halinde bir ortam.. Belki de bazı şeyleri anlatmamak lazım ama dayanamadım yine… RT ederseniz sevinirim :)

Bu sayfaya erişmek için yeterli izniniz yok, bir wordpress hatası!

Ocak 3rd, 2012

Yanılmıyorsam uzun zamandır eski bir wordpress sürümü kullanıyordum, daha sonra bu sürümü güncelledim ve güncelledikten sonra hiç girmedim çünkü uzun bir tatile çıkmıştım, neyse girip şuraya bir iki kelam yararlı bir şeyler paylaşayım dediğimde bu hatayı aldım, admin olarak giriyorum, şifre sıfırlıyorum olmuyor, daha sonra aşağıda bahsettiğim uygulamayı gerçekleştirdim ve wordpress’e sorunsuz girmeye başladım. Böyle bir hata ile karşılaşırsanız deneyebilirsiniz.

wp-config.php dosyasını açın ve bu dosyanın içinde aşağıdaki satırları bulun

define(‘AUTH_KEY’, ‘buraya eşsiz karakter kümenizi yerleştirin’);
define(‘SECURE_AUTH_KEY’, ‘buraya eşsiz karakter kümenizi yerleştirin’);
define(‘LOGGED_IN_KEY’, ‘buraya eşsiz karakter kümenizi yerleştirin’);
define(‘NONCE_KEY’, ‘buraya eşsiz karakter kümenizi yerleştirin’);

Bu satırları bu bağlantıdaki benzeri satırlarla değiştirin. Daha sonra yaptığınız değişikliği kaydedip, siteye tekrar girmeye çalışın, büyük ihtimalle sorununuz çözülmüş olacaktır.

CPU İşlemci Soğutucu hakkında bilgiler!

Kasım 28th, 2011

 

İşlemci yani CPU soğutucu neden kullanılır?

Bilgisayar çalıştıkça CPU gibi bilgisayar parçaları ısınır ve bu ısının belli bir seviyeye düşürülmesi gerekir. Zamanında ya da halen bazılarının yaşadığı gibi bilgisayarda bir işlem yaparken bilgisayarın donmasının ya da diğer bir tabirle “çat diye kapanmasının” nedenlerinden biri, aslında çok ısınan bilgisayar parçalarının yüksek ısıda işlev görememesidir. Bu durumda bilgisayarınızı kapatmanız ve parçaların soğumasını beklemeniz gerekmektedir. Bu parçalar arasında CPU kendine ait soğutma elemanları en çok üretilen ve tüketilen bilgisayar parçasıdır çünkü çok basit anlamda bilgisayarda en çok ısınan parçadır. Isınması ve isteklerinize cevap vermemesi bir kenara, yüksek ısı bu bilgisayar parçalarının ömrünü kısaltan en önemli etkendir. Eğer bir işlemci almışsanız, isterseniz hız aşırtma yapın (overclock : Bilgisayar parçalarını limitleri dahilinde ancak sınıra yakın kullanarak yüksek verimi almak) isterseniz sıradan bir ev kullanıcısı olun, bu işlemcinin ömrünün uzun olmasını, bilgisayar çok açık kaldığında ve ısındığında yine de isteklerinize cevap vermesini, limitlerini zorladığınızda sizi yarı yolda bırakmamasını istersiniz, istemelisiniz.

Bu nedenledir ki, satılan işlemciler stock fan denen ve işlemciyi üreten firmanın basit kullanımlarda sizi yarı yolda bırakmayacak, daha doğrusu işlemcinin çalışmasını sağlayacak, overclock ya da oyun gibi ağır durumlarda ise bilgisayarı ancak çalışabilecek ısıda tutmaya yarıyan işlemci soğutucuları ile elinize ulaşmaktadır. Ve bilgisayarına bakmak ve bilgisayarıyla ilgilenmek isteyen kimseler için yeterli olduğu söylenemez.

Bilinçli bir bilgisayar kullanıcısı stock fanlarla yola devam etmeyi bu saydığım nedenlerle düşünmemelidir. Kim istemez ki yüz TL’ler hatta bin TL’ler verdiğiniz işlemcinin ömrünün uzun olmamasını? Ya da overclock yaparken ve yine çok fazla oyun oynarken bilgisayar ısınızın sürekli 80 derecelerde kalmasını  ve belki 5 yıl kullanacağınız işlemciyi 1 yıl kullanmaya göz yumabilir misiniz? Yüksek ısıda düşen bilgisayar ve işlemci performansını yeniden kazanmak için yapılacak en iyi şey, stock fanlardan kurtulup yerine güvendiğiniz bir ürün almaktır.

Kısacası işlemcinin sıcaklığı ne kadar düşük olursa ömrü o kadar uzun ve performansı o kadar verimli olacaktır.

Neden işlemci ile gelen işlemci soğutucuyu kullanmayalım?

Neden ilave bir işlemci soğutucu tercih ettiğimi önce başımdan geçen bir örnekle anlatayım, bundan yıllar önce kasa kapalı herşeyin yolunda gittiğini düşündüğüm sırada hafif bir yanık kokusu ve çıt sesi ile kendime gelmiş, kasayı açtığımda işlemci soğutucunun yanında hafif bir buhar hüzmesinin göğe yükseldiğini görmüştüm, sanırım o buhar işlemcinin ruhu, o çıt sesi işlemcinin aşırı sıcaktan kenardan hafif çatlayan ve stock fana temas eden yüzüydü. O günden sonra normal olsun, oyuncu olsun, overclock için olsun mutlaka daha iyi bir işlemci soğutucusuna ihtiyaç olduğunu görerek ve yaşayarak bunu bir lüks olmaktan çıkardım ve topladığım her bilgisayarda “nasıl olsa stock fan var”, “overclock yapmayacaksan oyun oynamayacaksan ek fan gereksiz” gibi sözlere kulaklarımı tıkarayarak elimden gelen en güzel soğutucuyu fiyat/performans gözeterek satın aldım, böylece herşey güzel gidiyor derken yanık kokusu duyma haliyle, bilgisayarın birden çıt diyip kapanmasıyla, en önemli işi yaparken donmasıyla karşılaşmadım.

Bakmayın bilgisayarın çıt diye kapanması sadece kapandığı için problem oluşturmuyor, elektiriğin birden gitmesi ya da bilgisayar donunca reset atmanız  ve tekrar başlatmanız bilgisayarın elektrik kullanan diğer parçalarına da zarar veriyor.

Ayrıca bilgisayarınız da sizin gibi; siz nasıl oluyor kış mevsiminde üzerinize sizi sıcak tutacak birşeyler ve yaz mevsiminde sıcaktan bunaldığınız için yazlık giysiler giyiyorsunuz, işlemcide belli bir ısıdan sonra bunalıyor ve çok çok soğuk ısılarda donabiliyor (bununla çok karşılaşmıyoruz çünkü bu ısılar çok yüksek eksi derecelerde oluyor ve çoğumuzun evi eksiye düşmüyordur) ve yazın yüksek sıcaklıkta stock fanla çok yüksek derecelere çıkabiliyor, o yüzden mevsim değişikliklerinden etkilendiğini söylemek gerekir, bu nedenle işlemci soğutması özellikle yazın büyük önem taşır. 

 

Yukarıdakiler benim kişisel tecürbelerimde yani işin pratik kısmıydı, şimdi işin teorik kısmına geçelim.

Sıradan bir ev kullanıcısı gözüyle bakarsak işlemcinin ömrünün olabildiğince uzun olmasını istiyorum ve bu arada arasıra yaptığım yoğun işlemlerde iyi bir performans sağlamasını bekliyorum. Mesela photoshop ya da lightroom ile çalışırken ya da daha ağır programları kullanırken donamasın, reset atmak zorunda kalmayayım!

Bir oyuncu gözüyle bakarsak, saatlerce oyun oynarken işlemci ısısının düşük olması hem oyunu rahat oynamamı sağlayacak hem de işlemci ömrümü uzatacak.

Bir overclocker gözüyle bakarsak işlemciyi soğutmak zaten asıl amaçtır. Böylece çok yüksek değerlere çıkılır, overclock yapan kullanıcılar bu konuda sıvı nitrojene kadar hatta daha ilerisine giden bir yelpazede değişik uygulamalar denerler, bu nedenle tek amacı overclock olmayan, sadece aldığı işlemciden en yüksek verimi almaya çalışarak optimal değerlerde overclock yapmak isteyen bir ev kullanıcısı için de güzel bir işlemci soğutucu kaçınılmazdır.

İşlemci yani CPU soğutma yolları nelerdir?

Hava Soğutma

Stock fanların yani işlemci ile gelen fanların yaptığı soğutmadır. Fan işlemci üzerinde bulunan ve genelde metal kanatlardan oluşmuş soğutucuya üflediği havayla bu metal kanatları soğutur ve soğuyan metal kanatları da, işlemciye doğrudan temas eden yüzey ile işlemciyi soğutur. Sıradan ev kullanıcısının, overclock’u sadece bilgisayardan biraz daha fazla performans almak için yapan ya da çok fazla oyun oynayan ev kullanıcısının tercih edeceği, parçaları ve bakımı açısından en kolay soğutma yöntemidir.

Sıvı Soğutma

Su kullanılarak (değişik sıvılar kullanılabilir) yapılır, su bilgisayarın soğutulacak parçaları ile temasta olan içi boş metal kutuların içinde sürekli devir daim yapmasıyla ısıyı bilgisayar parçalarından uzaklaştırır. Sıradan kullanıcının biraz üst seviyesinde bu işi hobi olarak edinenlerin daha çok uğraştığı bir yöntemdir.

İleri soğutma teknikleri (Sıvı nitrojen vs..) :

Bunlar overclock işi ile profesyonel ilgilenen, yarışmalara giren kimselerin işidir ve ev ortamında gerçekleştirilmesi zordur

Kolay gelsin..

Eurovision Şarkı Yarışması

Kasım 13th, 2011

Bu yazıyı yazma kararını kardeşimin bana gönderdiği 2012 eurovision Türkiye şarkısı başlıklı e-postayı aldığımda verdim! Eskiler bilir ancak yeniler bilmeyebilir, dinleyince bir George Michael havası sezdim ve bu bardağı taşıran ve de bu yazıyı yazmamı sağlayan son damla oldu!

Sokağa çıktığında garip ve anlaşılmaz haber anlaşıyının ülkem vatandaşına sorduğu adı örovizyon mu avrovizyon mu şeklindeki röportaj sorusu değil bu olay!

Sorulardan birisi başına euro getirdiğimiz herşey bizim için neden bu kadar anlam kazanıyor? Mesela EuroDöner normal dönerden lezzetli mi? Ne hallere geldik, bakıyorum ve üzülüyorum..

Hayal ediyorum yıl 2035 ya kahtalı mıçı ya da müslüm gürses doğu ve batıyı sentez edecekler, katalizör olarak TRT’yi kullanıp, eurovision’a katılacaklar ve bizim siyasetçilerimiz jüri üyelerimiz, Ermenistan’a şarkı ne kadar kötü de olsa 10 puan verecekler ya da komşi komşi nidalarıyla Yunanistan’a çakacaklardır ten pointleri, bu esnada millet “ulan biz 10 verdik bunlar bize 2 verdi, böyle adam bunlar” demekten kendilerini alamıyor tabi. Bunları gözümüzle gördük, hatta bu sms atanların kim olduğunu hep merak ettim acaba sınırdan geçip Türk hattı almış Yunanlılar mı bu smsleri atıyor diye saf düşüncelerim dahi olmuştu. :) Böyle bir yarışmaya  kim tutar sms atar parasına yazık eder, hangi şarkıcı tutar benim şarkım seçilmedi diye üzülür hangi şarkıcı benim şarkım birinci oldu ben dünya starıyım diye sevinir ve hangi bilinçli şarkıcı = kısmi sanatçı bu yarışmaya katılmaya karar verir, verebilir? Sebeplerini merak etmiyor değilim..

Big picture yani büyük resme bakabildiğimi düşünüyorum çünkü  yaşım bilmem kaç tane eurovision yarışması görecek kadar ilerledi! İlk başlarda ekran karşısına oturur Türkiye 20 içinden 19 olunca sevinirdik (o ara elimizde bayraklar vardı), sonra 15 sonra 10 sonra 5 ve sonra 1. oldu sevindik, yalan değil sevindik, sandım ki misyonu tamamladık. Daha dur; hırs yapmışız, sanki hersene ilk 3′e girsek seneye universevision diye evrenler arası şarkı yarışmasında boy göstereceğiz. Yani müzik haricinde herşeyin karıştığı bir yarışma olmuş büyüyünce crystal clear netliğinde yani cam gibi gördük-görüyoruz, tıpkı futbol takımlarının holiganca ya da arkadaşlar arasında kavga çıkaracak seviyede takip edilmesinin saçma olduğunu ve bize birşey kazandırmadığını gördüğümüz gibi. Birşeylerin arkasından milli duygularla gideceğiz illa ki ancak bu gidilecek şey ne bir bilim, ne gerçek bir sanat ne de topluma birşey kazandıracak (avrupa birliği ilerleme raporunda acaba eurovison liginde 3 sene üst üste birincilik kazanınca alınacak mı yazıyor? hoş avrupa birliğinin de memlekete birşey kazandıracağına inanmıyorum ama) bir etkinlik ve basit bir şarkı yarışması..

Ayrıca eurovision’da 19. da olsan 1. de olsan, bu işin magazini, başarısı vs.. hep içimizde yaşıyoruz! Nasıl? İşte zamanında 19.olan şarkımız ve onu söyleyen şarkıcı diye anons edip, trajikomik bir magazin haberi yaparken ve şarkıcıyı yerden yere vurmayı ihmal etmezken, o tarihte memleketim insanının bu şarkı ile oynamış, neşelenmiş olduğunu düşünmüyoruz, bir ironi yaşıyoruz,  aslında güzel birşey kendimizle alay edebiliyoruz ama bunun dozunu kaçırmadan da duramıyoruz, vur şarkıcıya vur, kantarın topuzu buralarda biryerlerde..

Eurovision’da bir şarkımız birinci oluyor, yere göğe sığdıramıyoruz, e sonra? O şarkı dünyanın en iyi şarkısı mı oluyor? Şarkıcı dünyanın en iyi şarkıcısı mı oluyor? Dünyayı geçtim avrupanın en iyi şarkıcısı mı oluyor? Değil kesinlikle olmuyor zaten yarışmanın amacı da bu değil ama böyle lanse edilmesi beni rahatsız ediyor… Yine memleket içinde oluyor ne oluyorsa, yani kendimiz abartıyor, kendimiz süslüyor, pastanın mumlarını kendimiz söndürüyor ya karbonatla şişirilmiş lezzetsiz pastayı ya yiyor ya da bir şaka gibi başkalarının suratına atıyoruz….

Futbol maçlarını holiganca takip etmeyi bıraktığım gibi eurovision’u da takip etmeyi yıllar önce bıraktım, bu yarışmaya katılacak şarkıcıların ise olayı iyi süzmelerini tavsiye ederim, bu yarışmayı televizyon başından izleyenlerin ise gaza gelip havaya sıkmamalarını ya da konvoy oluşturup kornalara basarak gecenin bir yarısı yaşlıları rahatsız etmemelerini, uyuyan çocukları uyandırmamaları bilincine kavurşmalarını diliyorum! Şahsen eurovision benim için power fm top 10′dan daha değerli bir  liste değildir, izlemem, takip dahi etmem!

Birincil DNS sunucusu problemi ve internete bağlanamama!

Ekim 28th, 2011

Bu sorunun neden ve nasıl olduğu hakkında net bir bilgim yok, böyle bir sorunla durduğum yerde karşılaştım ve wireless sinyalinin üstünde sarı soru işareti bulunuyordu. Bilgisayarın kapatıyorsun açıyorsun olmuyor, modemi açıp kapatıyorsun hatta resetliyorsun olmuyor derken, tek bir satır kod ile bu sıkıntıda kurtuldum.. Bu arada işletim sistemim windows 7 home premium 64 bit..
Read the rest of this entry »

Şarj Cihazı ve Şarjlı, Şarj Edilebilir Pil

Ekim 20th, 2011

Sevgili okuyucular,

Bugün önemli bir yaramıza daha parmak basarak, size en ekonomik ve en etkili çözümü sunmaya çalışacağım.

Read the rest of this entry »

Youtube videoları nasıl durdurulur

Ekim 13th, 2011

Yapacak çok birşey yok, aşağıda bir resim ekledim, oynayan videonun üzerine sağ tıklıyorsunuz ve stop download diyorsunuz.

Sump nedir? İç, yan, üst sump nasıl yapılır? Akvaryum filtreleme sistemi olarak sump yapımı!

Eylül 17th, 2011
SUMP
Sonunda bir sump sahibi oldum, emek vererek, elimi keserek, kan akıtarak, günlerce kafa patlatarak, çizimler ölçümler yaparak ancak sonunda “neden daha önce yapmamışım” dediğim bir sumpum oldu, sanırım gözümde büyütmüş olmamla alakası var, bu yazıyı yazmamdaki asıl nedenlerden biri “işte benim de bir sump’um var, ben daha güzelini yaparım vs… ” demek değil kesinlikle, siz de aklınızda büyütmeyin istiyorum, sump yapmaya özendirme çabası benimki.