langturk adlı kişiyi Twitter'da takip et langturk adlı kişiyi Twitter'da takip et

Taşınabilir diskten EFİ GPT sistem bölümü ve kurtarma recovery bölümünün silinmesi

Ağustos 14th, 2012

Aldığınız bilgisayarda 64bit windows işletim sistemi kuruluysa ve bu bilgisayardaki sabit diski çıkarıp taşınabilir bir disk gibi kullanmak istiyorsanız (belki yerine SSD takmak isteyeceksiniz) çıkardığınız  sabit diske format atarsınız, böylece belki başka bir bilgisayarda HDD ya da alacağınız disk kutusu ile taşınabilir disk şeklinde de kullanabilirsiniz.

Bu format işlemini windows arayüzü ya da yönetimsel araçlar kısmındaki disk yönetiminden yapmak isterseniz, silemeyeceğiniz ya da format atamayacağınız bazı bölümler olduğunu görürsünüz. Bu bölümler başlıkta da bahsettiğim EFİ sistem bölümü ve kurtarma bölümü ya da recovery bölümü olarak geçer. EFİ yine çok yer tutmasa da kurtarma bölümü 20-25 GB yer kaplar, işte biz artık taşınabilir özellikte kullanacağımız bu disk için gerekli olmayan bu bölümleri silerek ekstra yer kazanabiliriz.

Bunun için Donatılar -> Komut İstemi uygulamasını çalıştırın.

Ekrana diskpart yazın, diskpart bir windows disk düzenleme uygulamasıdır.

list disk komutunu verin ve böylece sistemde olan diskler listelenecektir. Burada işletim sisteminin yüklü olduğu ya da önemli verileri kaydettiğiniz diskleri diğerlerinden ayırmanız lazım, bunun için boyutu kullanabilirsiniz. Mesela aşağıda şekilde gördüğünüz gibi benim işletim sistemimin yüklü olduğu sabit disk boyutu 111 GB ve asıl formatlamak istediğim ve başka bir bilgisayardan çıkardığım disk ise 750 GB, bu yaklaşık değerler ile işlem yapamk istediğim disk numarasının 1 olduğunu buluyorum. Sizde biçimlendirmek istediğiniz disk numarasını disk boyutunundan yararlanarak bu şekilde bulabilirsiniz, aşağıdaki select disk komutunun yanına burada bulduğum ve biçimlendirmek istediğim diskin numarasını yazıyorum, tekrarlıyorum bu numara sizin sistemde farklı olacaktır.

Select Disk 1(unutmayın 1 yerine siz işlem yapacağınız disk numarasını yazacaksınız, o kadar dil döktüm sorumluluk kabul etmem yani :) yanlış bir şey silersiniz, aman dikkat!)

Ve son olarak vereceğim clean komutu ile bu disk üzerindeki tüm bölüm bilgilerini siliyorum ki daha sonra Denetim Masası -> Yönetimsel Araçlar -> Disk Yönetimi penceresinden sabit diski biçimlendirebileyim.

Evet bu işlemde bu kadar…

Not: Ancak bu işlemlerin herhangi bir noktasında istediğiniz verimi alamazsanız ya da sonuca ulaşamazsanız o zaman  çoğu sabit disk işlemini yapmanızı sağlayan ve ücretsiz olan EaseUS Partition Master Home Edition  adlı yazılımı kullanmanızı tavsiye ederim.

 

Hangi PSU yu alayım? Ne kadar Watt PSU yeter ? Bu PSU yeter mi? PSU Siteleri

Temmuz 28th, 2012

Başlıktaki soru cümlelerinin sayısı daha da artabilir. Bilgisayar toplayacak kimsenin her şey bittikten sonra soracağı son soru “Kaç watt PSU” ama alması gereken ilk parça PSU’dur. Lafı fazla uzatmayacağım bir arkadaşım için toplama bilgisayar yapacakken, kendime sorduğum sorulardan biri de buydu. Bu sorunun cevabı nette doğru düzgün yok, yanlış anlamayın birazdan vereceğim gibi yabancılar yine yapacağını yapmış sadece sorun bizim yeni yetmelerde, karpuz seçiyor sanki, bu tarz yaklaşımlar şöyle konuşmalara yol açıyor..

-Kaç Watt PSU alayım?

-Senin işlemci ne ki?

-i7 3770K

-O zaman senin en az 1000 watt alman lazım..

 

Derinden ve serinleten bir küfür gibi geliyor insana böyle cevapları okumak, birazdan size bir takım siteler vereceğim, bu sitelerin bazısı PSU üreticilerinin bazısı ise sadece reklam amaçlı kullanıyorlar, göreceksiniz, burada sisteme bağlayacağınız sabit diskten cd-rom’a kadar ne kadar watt ihtiyacın olduğunu toplamda bulabileceksiniz. Çünkü sistemdeki her bileşen belli bir watt enerjiyi çekiyor ve PSU dediğimiz parça bu toplam değerden düşük ve eşit olmamalı ne olursa olsun en azından %10-25 civarında bütçenize göre üzerine fark koyarak, alacağınız PSU’nun kaç watt olması gerektiğine karar vermelisiniz.

Mesela bu testlerde 500 W çıktı o zaman siz en kötü 550 w(%10) ama alabiliyorsanız 625 W(%25) bir PSU alın. Ya da imkanınız varsa PSU özelliklerine bakarsınız, 12V üzerindeki total değer daha net fikir sahibi olmanızı sağlar, yani 800 WATT PSU’nun 12V rail üzerindeki değeri 600 Watt ise o PSU’yu 600Watt kabul etmek gerekir ve alışverişi ona göre yapılmalıdır. 12V’dan sonra eğer iki PSU’yu kıyaslayacaksak 5V ve 3V değerlerine bakmak gerekir. Belki PSU konusunda uzun bir yazı yazmaya karar verdiğimde daha fazla detaya girerim anacak başlangıç olarak bunları bilmeniz yeterlidir. Aşağıdaki sitelerin hepsi, bu yazı yazıldığında en güncel donanımları listelemekteydiler ve sitelerin destekçilerine baktığımızda uzunca bir süre listeyeleyecekler gibi geliyor. Birde listenin sonuna yine bir program ekliyorum, bu programda aynı işlevi görüyor, diğerleri ise web uygulaması..

 

http://www.thermaltake.outervision.com/

http://www.coolermaster.outervision.com/PSUEngine

http://support.asus.com/powersupply.aspx

http://images10.newegg.com/BizIntell/tool/psucalc/index.html

http://tr.msi.com/service/power-supply-calculator/

http://www.bequiet.com/en/psucalculator/quick

http://www.enermax.outervision.com/

http://www.extreme.outervision.com/psucalculatorlite.jsp

http://psucalc.net/

http://www.cizgi-rma.com/calculator.aspx

Etli Sebzeli Güveç Tarifi

Temmuz 25th, 2012

Hadi hep birlikte itiraf edelim güveç yapmak ya da kelime olarak güveç, midesini düşünenlerin hep aklının bir köşesinde olmuş çok havalı bir sözcüktür. Güveci güzel yapan adama ayrı bakılır. Geçen gün yaptığım çarşı alışverişinde, bir güveç gözüme çarptı, evde de güveç yok, almak ve bu işe bir yerden başlamak lazım dedim. 6 kişilik kapaklı bir güveç almam tüm bu yazıya sebep oldu ve internette güveçin sadece yemeğinin yapılması değil, özelliklerine dair çok bilgi bulamadım, araştırdım. Şimdi doyurucu bir güveç yazısı okumaya hazırlanın derim. :)

Read the rest of this entry »

Bireysel Emeklilik Sistemi ve Devlet Katkısı

Temmuz 17th, 2012

Çoğu insan, konu hakkında bilgisi olsun olmasın konuşuyor ancak işin içine girdiğinizde, hem konuşmacının hem de konunun rengi değişiyor. Çoğu kimsenin kötülediği bir sistem, bu kötüleyenlerin çoğuda sanıyorlar ki 5 yıl içinde param 55 katına çıkacak (forumlardan ve internet kaynaklarında bu zerzenişte bulunanlardan duyduklarım okuduklarım bunlar), belki bu yüksek beklenti nedeniyle hüsrana uğruyorlar.

Şimdi size tutup sistemi baştan sona anlatıp, başlığın konusundan dışarı çıkmayacağım ancak adı üstünde emeklilikle ilgili bir yatırım olan bu sistemin kısa zamanda getirmesini beklemek nasıl bir zihniyettir bilemiyorum. Bir yatırım aracı kısa zamanda getirecekse o zaman riski büyük olur ve dönemin birinde kayıp dahi yaşatabilir. BES’e başvuranların çoğu hem risksiz olsun, hem devlet güvencesinde olsun hem de kısa zamanda mesela 7-8 yıl yatırdığım para 2′ye katlasın diye bekliyor. Ancak durum öyle değil benim bahsettiğim süre 20-30 yıl yani emekli olduğunuzda yaşlı bir tonton dede olduğunuzda sizi kimseye muhtaç etmeden yaşatacak bir sistem. Beklentilerinizi de bu anlamda düşük tutmanız lazım, bir de 10 yıl sonra görüşelim demeniz her ay bir miktar parayı düşünmeden aktarmanız lazım ve aktardığnız bu paraya gider olarak bakıp unutmalısınız, o para her sıkıştığınızda koşacağınız bozduracağınız altın değil, olmadı ve şu son devlet katkısı yasası ile birlikte, anlık bozdurulacak bir yapı neredeyse hiç kalmayacak, gelin bakalım.

Read the rest of this entry »

Victorinox Swiss Army Bıçak Çakı Tecrübem

Temmuz 11th, 2012

Bu çakıyı askerliğimin Hakkari’ye çıktığını öğrendiğimde almaya karar vermiştim, şu anda tam modelini hatırlamıyorum bordo tutacakları olan bildiğiniz swiss army knife. Yaklaşık 4-5 senedir benimle, yeri geldi hor kullandım yeri geldi ince işlerde.  Bir keresinde her halta yarıyor ben bunlar çivide çakarım dedim ve çakmaya çalıştım, üzerindeki plastik çatladı ve ucundan koptu. Askerden sonra pek kullanmadım, bir köşede atıl vaziyette duruyordu, ayrıca en son reçel ya da balla ilgili bir şey yapmış olmalıyım (kahvaltı, konserve açma vs..)  ki bıçakları çok zor açılıyordu, sert bir yapışkanlık vardı. Durum böyle olunca şu aleti bir temizleyim dedim ne de olsa yadigar, anılar var üzerinde. Önce sıcak suda bekletirsem bu yapışkanlık geçer sandım ancak sıcak su çok sıcakmış ve ben çok fazla bekletmişim, üzerindeki diğer plastik de sıcağın etkisi ile yamuldu, kimyası bozuldu plastiğin.

Bunun üzerine Türkiye dağıtıcısına telefon açtım, dedim ki çakının iki tarafındaki plastikler sıkıntılı, birinin ucu kopmuş diğeri ise eğik, değiştirmek istiyorum. Bana dedikleri aynen şu, 12 TL değişim parası kargo size ait, yani bu neredeyse 20 TL ediyor. Gerçekten canım sıkıldı ve bende yabancı forumları araştırmaya koyuldum, kırığı sahiplendik ona yapacak bir şey yok ama şu eğikliği düzeltmenin bir yolunu elin oğlu yazmış olabilir diye düşündüm, 20 TL’ye gider yeni bir victorinox alırdım neticede, belki 3-5 daha kordum üzerine neyse yabancı forumlarda gördüm ki, victorinox’un bunları ücretsiz değiştiriyormuş, müşteri hizmetlerini yere göğe sığdıramıyor yabancı forumlar. Anladım ki bizim Türkiye dağıtıcısı aynı prensiplere sahip değil, gayet net bir tavırla 12 TL yok kargo filan sizin diyen kimselere de “e ama yabancılar ücretsiz değiştiriyor vs..” gibi nefesimi tüketip sonuç almayacağım açıklamalara tekrar girmek istemedim.

Bu yabancıların dediğini test etmem  gerekiyordu acaba doğru muydu?  Victorinox’a e-posta gönderdim, bıçağın resimlerini gönderdim, bu bu bu şekillerden dolayı bu durumdayım, bana nasıl yardımcı olabilirsiniz? dedim. Yaklaşık 7 gün içinde ücretsiz, montaj klavuzu dahil ve iki adet victorinox katoloğu ile birlikte o plastik parçaların orijinalini taaa İsviçre’lerden bana ulaştırdılar. Artık oha mı dersiniz çüş mü dersiniz, olayı nasıl betimlersiniz bilmiyorum, ne derseniz diyin ancak ben adamların müşteri memnuniyeti politikasına hayran kaldım, keşke Türkiye dağıtıcısıda böyle bir politika izleyebilseydi, kendinden soğutmasaydı bizleri.

Bu arada Türkiye dağıtıcısı  Eyüboğlu oluyor yanılmıyorsam http://www.eyb.com.tr/ . Elin oğlu ta nerelerden bana ücretsiz yedek parça gönderiyor neticede babamızın oğlu değil, memleketimin adamı kargo parasını bile benden istiyor hem de büyük bir şirketken hem de kargo firmaları ile belkide anlaşmaları varken, atla deve değil ki bıçağı değiştirin demedim, iki tane plastik istedim. Ama etkiye tepki meselesi, adamlar victorinox’tan yabancı forumlarda nasıl bahsediyor, biz burada Türkiye dağtıcısından nasıl bahsediyoruz. Ne ekiliyorsa o biçiliyor sanki, inşallah bu yazdıklarımı yapıcı bir eleştiri olarak kabul ederler.

Ben bu victorinox markasından vazgeçmeyeceğim hatta önüme çıkan herkese önereceğim, yakında cep boyut bıçak bileme aletinden alacağım ama sadece genel merkezlerindeki İsviçre’deki insanlar yüzünden, belki bu yazıyı okuyan Türkiye Dağıtıcısı çıkarda der ki ” o bahsettiğiniz bıçak bileme aletini size hediye edelim, bizi dışarıdan gören biri olarak bir müşteri olarak yaptığınız eleştiriler ile gelişmemize katkıda bulundunuz”, bende burada yazayım bizimkiler de müşteriye önem veriyormuş ben yanılmışım ama beklemiyorum.

swiss army knife valley

İddaa bahis nasıl oynanır, tüyo, tahmin, canlı sonuçlar maçlar, spor toto, loto vs.. hepsinin ötesinde..

Mayıs 20th, 2012

İddaa ya da benzeri oyundan milyarlar kazanmış biri değilim, herhangi bir bayii, kurum, kuruluş ile organik, kimyasal, inorganik bağlantım yok, niye beni dinleyesiniz? Beni dinleyeceğinize inanıyorum, yazdıklarıma yaşadıkça hak verecek, dönüp dönüp bu tavsiyelere bakma isteği duyacaksınız biliyorum çünkü parayı kazanmak istiyorsunuz, kim istemez ki? Bu yazıyı merakla okuyacağınızdan çok eminim çünkü para kazanmak istiyorsunuz. Ancak sorun şu ki sadece neticeye odaklanmışsınız yolunuzun üzerinde ayağınıza takılan taşlardan, foseptik çukurlarından, yanlış yön gösteren levhalardan haberiniz bile yok ve her seferinden ya bu çukurlardan birine düşüyor ya da yanlış yola giriyorsunuz ve gitgide derinleşen karanlıkta toplu iğne kadar ışığa bakarken depresyona girmiş biri olup çıkıyorsunuz ailenizin ve sevdiklerinizin karşısına.

Bazen bayii’ye gidiyorsunuz yanınızdakinin kuponuna bakıyorsunuz, tanımadığınız birinin verdiği tüyoya dahi güvenir hale geliyorsunuz aynı adam size yol tarif etse o yönden gitmezsiniz biliyorum ama paranızı kaybetmeyi göze alabiliyorsunuz. Unutmadan çevrenizde kimse size bunları anlatmayacak çünkü onlarda para kazanmak istiyor ve herkes sadece kendi kazansın istiyor yalan mı? Kaç tane tüyo aldınız ve yüzde kaçı tuttu acaba? Kelin ilacı olsa başına sürmez mi? Ama öyle bir süreçten geçiyorsunuz ki tüm bunları unutuyor ve sis bulutu içinde kaybolup gidiyorsunuz. Sihirli bir formül verecek değilim ne de bir simyacıyım kuponları altına çeviremem ama sizi titretip kendinize gelmenizi sağlayabilirim. Eğer hazırsanız burdan alayım..
Read the rest of this entry »

Kombi kalorifer petek ısınmıyor ya da ısıtmıyor

Mart 13th, 2012

Hepimizin başına gelebilecek bu sorunla karşılaştıktan sonra tesisatçı ya da kombici artık ne diyorsanız çağırmadan önce bireysel olarak yapabileceklerinizi anlatmak aynı zamanda bu tesisat olayı ile ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum.

Kombi 70′de de yansa peteklerin (iki peteğin) alt kısımları ısınmıyordu. Benim sorunum buydu ancak bu sorunu araştırıp çözüm bulana kadar pek çok bilgi edindim, reglaj, purjör gibi kelimeleri hayatımda ilk defa duydum.

Temelde bu sorunun sebebini ikiye ayıralım, ya kombide bir arıza vardır ya da tesisat sisteminizde (kalorifer, petek, borular). Ancak bizler genelde kombi ile ilgili sıkıntılar yerine tesisatla ilgili sıkıntılar çekeriz ve ilerde anlatacağım havasını almakla sorunu çözeriz, aslında işin yüz güldürücü yanıdır, kombide arıza olmasından iyidir. Daha az maliyetli bir sorundur ve çözümü kolaydır.

Kombide ne gibi arızalar olabilir.

Her kombide bir devir daim pompası vardır. Bu pompa belli bir güçle suyu pompalar, bunun ayarının 1-2-3 kademe olduğundan bahsettiler, ben kombide bunu ayarlayacak yer bulamadım ve açıp kombi teknik servisine sordum, kendileri “abi biz onları 3′e ayarladık fabrikadan en yüksek devirde geliyor” dediler, bu durumda sorun kombinin 1-devir daim pompasının gücünde değildi.

İpucu : Bu devir daim olayına aslında ayrıntılı girmek lazım, sıcak suyun devir daimi ne zaman tamamlanıyor? Mesela kombide 70 derece ayarlıyorsunuz, kombi tüm peteklerdeki su ısısı 70 derece olana kadar  suyu ısıtmaya çalışıyor, o dereceye ulaştıktan sonra ise kendini otomatiğe alıyor ve ısı biraz azaldığında tekrar devreye giriyor, böyle olunca kombiyi neden asla tam olarak kapatmamak gerektiği anlaşılabiliyor. Kapattığınızda sürekli olarak suyu ısıtmak zorunda olan kombi daha çok çalışıyor ve daha fazla doğal gaz tüketiyor, bu nedenle evin içi sıcak dahi olsa kombiyi asla kapatmamalı teorisi güçleniyor. Evde olmasanız da uzun bir süre eve uğramayacak dahi olsanız kombiyi en düşük ayara alın mesela bende bu ayar 35 dir, o şekilde çalışsın, aksi takdirde bu bilgileri öğrenmek için benim gibi fazla miktarda doğalgaz ödemek zorunda kalabilirsiniz ki bunu istemiyorum.

2-Kombinin giriş çıkış filtrelerinde sorun olabilir, kireçli su vs.. kombiyi tıkamış olabilir ancak bu durumda sistemin geneli etkilenir, bir değil peteklerin hepsinde bir soğuma olur ya da  kombi E5 E6 gibi bir uyarı ile durumu size haber verir. Ayrıca benzeri hatalara eşanjör denen ve kombinin içinde bulunan ısı değiştirici levhaların kireçten dolayı arızalanması da eklenebilir ki bu tarz teknik bilgiler evin adamı için gereksizdir :) . Yine bu durumda kombinin E7 E9 gibi hatalar vermesinin bekleriz.

Birde unutmadan, kombilerin çoğunun altında bir musluk vardır, 3-kombinin suyunun yanılmıyorsam belli bir basınçta olması lazım, bu basıncı sisteme su ekleyerek sağlıyorsunuz, bir keresinde E4 (Termodinamik kombi kullanıyorum) hatası almıştım, bu hatanın anlamı ise sistemde su kalmadığı idi, bu durumda kombinin altındaki vanayı açarak, sisteme gösterge 2′nin biraz altını gösterene kadar su alıyorsunuz. (Mevsim kıştı ve teknik servis bana böyle söylemişti belki yaz olduğunda alınacak su miktarı değişebilir ama ben sürekli bu şekilde kullanmayı düşünüyorum, aksi söylenmedikçe)

Kısaca kombi ile ilgili arızalar genelde kombinin ekranında hata uyarısı verir diyerek evin adamının daha çok karşılaştığı ve kendisinin çözebileceği tesisatla ilgili problemlere dönelim.

Tesisatla ilgili problemleri ise 3′e ayıralaım. 1-Tesisatın yapısı ile ilgili (borulardaki çatlaklar, yanlış boru kullanımı, yanlış yapılan kaynaklar, ek boruların dirseklerin fazla olması) bu tarz sorunlara nadir denk gelinir, çünkü ya sizden önce oturmuş biri vardır, çözmüştür ya da yeni apartmana girdiğinizde tesisatı kontrol etmişlerdir. Eğer böyle bir sorun varsa tesisatçı çağırmaktan başka yapacak herhangi bir şey olduğuna inanmıyorum.

Not: Kaloriflerlerim ısınmadığında bilmek istediğim bazı şeyler vardı ve nette yazmıyordu onları size aktarmak istiyorum. Öncelikle kalorifere giren ve çıkan borulardan hangisi giriş hangisi çıkış öğrenin? Tesisatçıya sorduğumda üstten gelen boruların giriş alttakilerin ise çıkış olduğunu ve çoğu yerde devir daimi sağlamak için böyle yapıldığını ifade etti. Bu neden önemli? Reglaj adında bir ayar var, bu ayarı kaloriferleriniz yansın yanmasın yapmanız gerektiğini düşünüyorum, çünkü tahminin kombinin doğalgaz harcamasını azaltacak ve ona daha az yük bindirecektir.

Reglaj Ayarı Nasıl Yapılır?

Kombiye en yakın olan petekler daha iyi ısınır, petek uzaklaştıkça ısınması da azalır. Yani isterseniz termometre ile ölçün isterseniz elinizle kontrol edin, uzaktaki petek sıcak olsa da kombiye en yakın peteğe göre daima biraz daha soğuktur. Bunun nedenleri değişik ancak ortak noktası şu, kombi sistemde dönen suyun mesela 70 derece olduğunu anlayana kadar 70 dereceyi elde etmek için çalışacaktır. Bu nedenle kombinin daha az çalışabilmesini, sistemin daha çabuk ısınabilmesini sağlamak için bu ayarı yapmalıyız.  Öncelikle kalorifer sisteminizi, hattınızı iyi bilmeniz lazım. Ben tesisatçıya sorarak öğrendim. Hangi kaloriferler birbirine bağlı. Aynı hat üzerinde olan kaloriferler hangileri? Diyelim ki bizim evimizde 8 kalorifer var ve bunlar 2 hat üzerinde dizilmiş ve biz ilk hatta bu uygulamayı yani reglaj ayarını dört kalorifer üzerinde yapacağız. Hattınızı öğrendikten sonra kombiye en yakın olan peteğin dönüş vanasını (çoğu petekte altta olan vanadır) tamamen kısın, daha sonra bir tur açın (aynı noktaya tekrar gelene kadar bir tur çevirin). Hat üzerindeki ikinci peteğe geçin, dönüş vanasını tamamen kısın ve daha sonra iki tur açın, hat üzerindeki üçüncü peteğe geçin dönüş vanasını tam kapatın sonra 3 tur açın, en son peteğin ise dönüş vanası tamamen açık olsun. Böyle olunca tesisat sisteminde ayrı bir basınç yaratılmış olacak ve ilk petekte çok ısınmış olan su diğer peteklere daha çabuk gidecektir ve sistem daha hızlı ısınacaktır, hem kombinin daha performanslı çalışmasını sağlar hem de eğer ara kademelerde az da olsa tıkanıklık varsa artan basıncın bu tıkanıklığı açması muhtemeldir şeklinde düşünebiliriz. Bunlar profesyonel değil tamamen kendi görüşlerim ve edindiğim tecrübelerden çıkardıklarımdır.

2-Kaloriferin ve peteklerin üst kısmının ısınmadığı durumlar da ise genelde petekte hava olduğundan bahsedilir çünkü hava nerede olursa olsun sudan hafif olduğundan peteğin üst kısmına toplanarak çıkacaktır ve sistem kapalı olduğundan birikecek, suyun o bölgelere ulaşıp peteği ısıtmasını engelleyecektir. Bu durumda sistemin ya da peteğin havası alınması gerekir ama nasıl?

İpucu: Bir peteğe baktığınızda, petek çeşitlerine göre değişmekle birlikte 4 adet giriş çıkış vardır, bunlardan iki tanesi yukarıda bahsettiğimiz  suyun girdiği ve çıktığı vanaların bulunduğu giriş çıkışlar, diğeri havanın alınmasını sağlayan giriş çıkış kısmıdır, burada purjör denen ve kelebeğe benzeyen hava almaya yarayan özel bir aletin gireceği ya da normal düz tornavida ile çevirebileceğiniz ve üzerinde vidanın gireceği oyuk bulunan özel bir vida bulunur, son olarak ise mühürlenmiş gibi ancak ingiliz anahtarı ile açılabilecek daha sonra anlatacağım yıkama işleminde kullanılabilecek bir giriş çıkış vardır. Bu bilgilerden sonra sistemin havası nasıl alnır ona değinelim.

Kalorifer ya da peteğin havası nasıl alınır?

Öncelikle şunu belirteyim ki havanın alınacağı bölgeden ahım şahım sibobtan çıkar gibi hava çıkmasını fırtınalar koparmasını beklemeyin, kovalarca su boşaltmaya çalışmayın. Purjör ya da düz tornavida ile özel vidayı çevirin, hava varsa çıkacaktır. Havanın çıktığını ise delikten su gelirse anlarsınız yani delikten su geliyorsa kapatın artık çıkacak hava çıkmıştır. Hava almak bu denli kısa süren bir iştir. Yani maksimum 5-10 saniye sürer, su geldikten sonra elde kovayla hava ha çıktı ha çıkacak umuduyla beklemeyin, benim gibi peteğe baka baka aşık olursunuz. :) ayrıca aldığınız su da hiçbir işe yaramaz yani o kadar küçük delikten gelecek suyun da size faydası olmaz. Şu olabilir, bir süre suyun gelmesine bakar ve suyu kontrol edersiniz (özellikle rengini), eğer havasını almanıza rağmen kalorifer 5-10 dakika için de tepki vermiyor, o hava olan yerler sıcak su ile dolmuyorsa, kontrol ettiğiniz su kirli ise gelin hadi şimdi kaloriferi yıkıyalım.

Kalorifer nasıl yıkanır?

Grekoromen güreşçi usulü yıkanmaz, yani kaloriferi yerinden söküp banyoya taşımanıza, orasından burasından hortumla su vermenize gerek yoktur, bazı forumlarda okudum, zamanı çok olan arkadaşlar bununla uğraşmış ama gerek yok. Şunu bilin ki kalorifer yıkamak öyle hava almaya benzemez, tek kişinin purjör ya da leğenle yaptığı akrobatik hareketlerden esinlenmez. En az 3 kişi gerekir, neden? Bir kişi o mühürlenmiş  dediğim çıkışı ingiliz anahtarı ile  açıp bardaktan boşanırcasına çıkan suyu kontrol ederken, kovaya ya da leğene boşaltmakla cebelleşirken (elinizi suyun önüne koyun hem elinizi yıkarsınız :P hem de suyun hızlı gelişini ve ortalığı batırmasını biraz engellersiniz), diğer kişi kalorifer üzerindeki vana giriş  çıkışlarını kontrol edecek, bir diğer kişi ise kombinin ya da sistemin suyu bittiğinde ki muhakkak bitecektir kombiye daha önce bahsettiğim alttaki vanayı kullanarak su basacak. Bu arada evde küçük çocuk ya da işe yaramak için ortalarda gezinen biri varsa onu da kovaya dolan suyu tuvalete boşaltmak gibi bir amelelikle görevlendirebilirsiniz. En az 2 kişi şart, sadece süre uzayacaktır. Yıkama olayı ise tamamen spontane, boruların özelliğinden dolayı akacak suyun asla berrak olmasını beklemeyin, en iyi açık kahverengi olacaktır, bir giriş vanasını açıp kapatarak, bir çıkış vanasını açıp kapatarak, her ikisi kapalıyken her ikisi açıkken, bir kombiye su vererek yani tamamen spontane gelişen olaylar zinciri sonucu, çıkan suyun rengini en önemli gösterge olarak alarak bu yıkama işlemini tamamlayacaksınız.

Şimdi kısa bir özet geçelim

Kaloriferin üst yarısı ısınmıyorsa ya da üstte bir kısım ısınmıyorsa o zaman hava vardır (yukarıda anlatıldığı gibi havasını almaya bakın). Kaloriferin alt yarısı ısınmıyorsa devir daim düşüktür (reglaj ayarını yapın, kombiciye pompa ayarı en yüksekte mi sorun) filtrede sıkıntı vardır (kombi hata veriyor mu bakın) petekte pislik birikmiştir (yıkayın ya da tesisatçı çağırın gelsin yıkasınlar), bazen petekte alt kısımda ufak bir bölgenin daha az ısındığını fark edebilirsiniz, bu gayet normal bir durumdur canınızı sıkmayın. :) Bunların dışında bir sorun varsa yorumlara yazın lütfen.

Bu macerada en güzeli de bu yazıyı yazacak olmamı bilmemdi, kalorifer kombi petek maceram bu yazı ile sonlandı diyebilirim.

Kalın sağlıcakla.. güzel okurlarım benim..

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü – Dokuz Patron Olayı

Ocak 14th, 2012

Geçmedi mi? Geçti geçti de, bilinçsizce geçti! Biz sanıyoruz ki gazetecileri ne kadar çok düşünüyorlar ve böyle bir günleri var vs.. ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bugün gazete patronlarının bile kutladığı ama zamanında bu büyük gazete patronlarının aldıkları hatalı bir karardan dolayı doğmuş bir gün. Gerçi bazı gazeteci arkadaşları kutlayarak bu günü geçiştirmiştim ama haksızda değilim hangi günü sorguluyoruz ki? Böyle bir gün var kutlanıyor, aç telefonu kutla,yazı yaz ya da en basitinden doğum günleri bile bu halde, yerlerde sürünüyor. Metroda beni bunaltan ve kişilerin gözlerinin birbirinden kaçırıp anlamsız anlamsız metro koltuklarına baktığı, yerdeki döşemelerin üzerindekileri desenleri saydığı günde, Büyükşehir Ankara diye bir dergi elime geçti, derginin kapak sayfasının arkasında bu kutlanan gün ile ilgili aynen şunlar yazıyordu, gayet ilgiyle okudum, sizinde yararlanmanızı istiyorum ve artık hangi günü niye kutladığımızı kendime hep soracağım, arkasında çok değişik şeyler olabiliyor! Mesela bir gazetenin prematüre doğuşunun öyküsü var aşağıda!

İlgili yazı

1961 yılında, gazetecilerin çalışma haklarına önemli iyileştirmeler getiren ve sosyal haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, YeniSabah), yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldılar.

10 Ocak 1961 sabahı, gazetelerini ellerine alan okuyucular, “Gazetemizi 3 Gün Kapatıyoruz” başlığıyla ve altında da dokuz gazete patronunun ortak bildirisi ile karşılaştılar.

BabIâli’de ‘DokuzPatron Olayı‘ olarak anılan gelişme karşısında, gazetecilerde 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla, İstanbul Gazeteciler Sendikası binası önünde toplanarak, Valiliğe kadar yürüdüler. Gazeteciler Sendikası da aynı gün yaptığı toplantıda, patronların üç günlük boykotları süresinde, ‘BASIN’ adlı bir gazete yayınlama kararı alarak, 11,12,13 Ocak 1961 tarihlerinde kendi gazetelerini çıkardılar. Basın Gazetesi, teknik olanaksızlıklar nedeniyle bazı eksiklikler taşımasına rağmen, okuyucuların büyük ilgisini çekti ve 100 bin tiraj gibi o gün için çok önemli bir noktaya ulaştı.

O tarihten sonra 10 Ocak, ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’olarak kutlandı. 1971 yılındaki 12 Mart askeri müdahalesinden sonra çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak tarihi, ‘Bayram’olmaktan çıkarıldı ve ‘Çalışan Gazeteciler Günü’olarak anılmaya başlandı.

p

Sosyal medyanın etkin kullanımı

Ocak 13th, 2012

Sosyal medya nedir, ne değildir? “Başlama yine” “Senden mi öğreneceğiz” vs.. eğer cümleye böyle girersen tabiki karşılığında “evet seni dinliyorum” diyen bir kütüphane kalabalığı bulamazsın hele ki sosyal medyayı artık 5 yaşındaki çocuk dahi sana anlatacak kıvama gelmişken “amca  bak şimdi  [amca diyor utanmadan abi diyeceksin evladım :) ]  facebook ile arkadaş oluyosun, twitter ile tivi atıyorsun, formsprings’te sana soru soruyorlar, sonra neydi o ….”  diye giderken bu konuşma aslında fark ediyorsun ki 5 yaşındaki çocuk ile arandaki fark; onun bu temelleri iyi bilinen sosyal medyayı nasıl etkin olarak kullanacağını bilmemesi.

Bizi çocuklardan ya da pencereye tıkla dediğimizde kalkıp pimapene vuran annemizden ayıran da bu olmalı, akan teknolojiye ayak uydurmalıyız bir şekilde ancak bugüne kadar sosyal medyayı gerçekten ihmal ettim, benim sosyal medyayı ihmal etmemden kime ne? Demeyin öyle, pagerank 6 olan her ay binlerce kimsenin ziyaret ettiği 6 yıllık bir günlüğün sahibinin sosyal medyayı kullanan okuyucularına karşı da bir sorumluluğu olmalı değil mi? Ama bu sorumluluğun altına girmek kolay değil, herşeyi tek başına çeviren bu arkaşınızın, buranın dışında normal hayatında pek çok zorluk var ve facebook, twitter, formspring vs… altına girmeyi göze alamıyor(du) kolay kolay!

Ama sadece sen göze alamıyorsun diye seni takip edenlerden sahip olduklarını, internette keşfettiklerini saklamak bencilce değil mi? Evet öyle görünüyor, sahip olduğun şeyler ne ki? Altın mı dağıtacaksın? Olsa da dağıtsam keşke ama daha önemli şeyler paylaşıyoruz buralarda, altın değerinde ve özgün bilgiler, makaleler ve şu yazdığım yazılara gelen teşekkür mesajları halen buranın dimdik durmasını sağlıyor.  Böyle garip ve güzel bir yer oldu LT, ziyaret etmekten yorumları onaylamaktan, okumaktan, cevaplamaktan mutlu olduğum! Bunu ben sağlamadım sizlerin katkısı yabana atılmayacak derecede çok, şurayı ziyaret eden her kişinin bir şekilde (google algoritmaları ıvır zıvır) tekrar dönsün dönmesin mutlaka katkısı vardır, google reklamlarına tıklayanları saymıyorum bile onlara ayrıca teşekkür ederim.

Evet eskiden sekmeli tarayıcıların olmadığı zamanlardan, tarayıcıları parayla satın aldığımız zamanlardan bahsediyorum (yok yok o kadar yaşlı değilim ama aklım başımda askerliğimi yapmışım :) ) önce beğendiğimiz bir sayfayı kopyalayıp yarım yamalak metin dosyasına yapıştırır saklardık ya da adresini yapışıtırırdık ki sonra unutmadan ziyaret edebilelim  (o zamanlar nerede öyle çok site o kadar az site olurdu ki o metin dosyasında boyutu 5 KB’yi aşmazdı), sonra HTML şeklinde saklayabildik, sonra değişik formatlar girdi işin içine, sonra  favoriler daha sonra stumble, delicious ıvır zıvır derken aldı başını gitti bu iş, hangi birine el atacaksın? Bugünün trendi yarının eskisi oluyor, durup durup soruyorsun kendine, oraya yaz buraya yaz sonra bakıyorsun ki tükeniyorsun, gücün herşeye yetişmeye yetmiyor, bu kadar çok seçeneğin olduğu yerde seçim yapmak zorundasın ve işte bende bu seçimin eşiğine geldim (nasıl yazdıysam gözlerim doldu :) ) demem o ki evet sosyal medyada LT olarak olmam lazım, olmamız lazım, bu olacağımız yer etkileşimin çok olduğu bir yer olmalı, bu olacağımız yer etkinin çabuk elde edildiği bir yer olmalı! Bizi daha fazla topluluk haline getiren bir yer olmalı, LT’yi Beğen düğmesine tıklayıp bir kenara geçmemelisiniz, geçmemeliyiz!

Çünkü sosyal medyadan kasıt aslında sosyalleşen internet, sosyalleşmek ne demek? Çok kısaca, insanların birbiri ile olan iletişimin daha kolaylaştırıldığı, bu iletişimden gücün doğduğu bir ortamdan demek. İnanın çok düşündüm bunun için facebook, twitter vs… ne yapalım? Karar verdim twitter hususunda daha etkin rol almaya, uydum imama. Baktım ki Twitter’ın türk sakinleri daha bir etkin, daha bir engin, daha bir kendinde, etkileşim her yerde olduğundan daha fazla, hitap edebileceğimiz kitle (Türk Kullanıcılar) çok daha fazla, bilineni ve bilinmeyeni ile daha çok şey vaad ediyor, şirketlerin reklam vermek için yarıştığı bir ortam yerine, sorunları çözmeye çalıştığı vs…, tepkiyi çok hızlı aldığın ve aynı şekilde çözümü de ve de neticede az ve öz konuşacaksan, gayet güzel bir ortam. Yani az ve öz konuşacaklarım da var benim! Ama çizgimizi bozmadan, kanalize olmadan, düz bir yolda, insanları etkilemeye çalışmadan sadece insan için yazan…

Peki bir günlük yazarı olarak 140 karakter ile ne yapacağım, şu anda dahi 560 karakter etmiş bu yazı gibi diğer yazıları sığdıramazsam ne sığdırabilirim? Size ne katabilirim? Bunu da düşündüm çok şey geldi aklıma mesele yazının uzunluğu değil aslında işlevi demek doğru olur, paylaştığımız bilgiler daha fazla insana çok ama çok daha hızlı bir biçimde yayılır gibi ama temelde amacım yine sizlere birşeyler katmaya çalışmak olur, yer gelir sizler bana katarsınız, sonuçta ferrarisini satıp bilgeyim diye artist artist gezmiyorum daha araba taksitine girmeye tırsan aranızdan bir halk çocuğuyum, hatta biliyor musunuz ekmek almak için beni fırına göndermek adına bazı çevrelerce (annem mesela..) üzerimde oyunlar oynanıyor halen. :)

Demem o ki, yani özet geç  diyenler için söylüyorum bunu, twitter’da daha etkin paylaşımlar yapacağız, burada çok güncel yazılar görmüyorsanız, bir de twitter’a gelin bu da twitter hesabımız efendim diyor hepinize teşekkür ediyorum.

Bu arada bu yazının amacı neydi, başlık bir yerde metin farklı yerde, bir blog yazarının gözünden kısa bir sosyal medya değerlendirmesi, bir içe dönüş, kendini tarama, arayış, kıvranış, kaşınma diyebiliriz.

Kalın sağlıcakla!

Twitter nedir, nasıl kullanılır ? Kısa bir twitter yardım yazısı !

Ocak 11th, 2012

Bu yazı Twitter’a biraz da olsun hakim olmayı ve bazı terimleri bilmenizi gerektirir. Böyle olduğunu farz ederek yazıyorum. Eğer yine de sorularınız olursa lütfen sormaktan çekinmeyin. Ayrıca eğer gereksinim duyarsam uzunca bir twitter kullanım klavuzu hazırlarım ama o zamana kadar bu bilgiler ayrıca küçük bir klavuz yerine geçecek niteliktedir ve Twitter’ı anlamanızı biraz daha kolaylaştıracaktır.

Neyse biz konumuza dönelim. Listelemek ile takip etmek arasındaki farktan başlayalım, bu kullanım farkı Twitter’ı amacına daha yönelik bir ortam haline getirir ve aynı zamanda daha eğlenceli olmasını sağlar ve de zamandan kazanmanıza olanak tanır.

Aradaki farkı daha net görebilmek için kavramları iyi anlamak lazım, bunun için öncelikle takip etmenin ne demek olduğunu anlatmaya çalışacağım!

Eğer bir kimseyi takip ederseniz onun yaptığı çoğu şeyden haberiniz olacaktır ve twitter ana sayfanızda çoğu etkinliği ve gönderdiği tweetler görülecektir. Twitter kullanmayı herkes çok iyi bilmiyor maalesef, bazı kimseler günde 1-2 adet tweet gönderirken bazıları ise bulduğunu gönderiyor, düşüncelerini sanki roman yazar gibi dile getiriyor, paylaşacağı şeyler çok kısa olsa dahi çok fazla sayıda tweet ile ifade edebiliyor ve sizin twitter ana sayfasınızı dolduruyor, size Twitter’ı kullanacak özgürlük bırakmıyor, nefes alacağınız bir alan kalmıyor ve aynı zamanda bütün bu kalabalık içinde takip etmek istediğiniz başka kimselerin bir ya da iki tweetin arada kaybolmasına neden oluyor. Böyle bir durumda ne yapabilirsiniz? Elinizde iki şey var, illa tüm tweetlerini görmek istiyor ama ana sayfanızda olmasını istemiyorsanız o zaman bu kimseye ya da buna benzer kimselere, kuruluşlara ait bir liste oluşturur mesela “geveze” adında bir liste ve oraya yerleştirirsiniz  ya da kısaca ve gayet net bir şekilde, unfollow yaparsınız y ani takip etmeyi bırakırsınız.

Takip edilen kimselerin ortak özelliklerine bakacak olursak, kimleri takip edeyim sorusuna cevap bulabiliriz, takip ettiğiniz kimseler sizin daha çok etkileşimde bulunmak istediğiniz yani sürekli okumak istediğiniz, fikirlerinizi göndermek istediğiniz ve sosyal hayatta bir ilişkiye sahip olduğunuz ve sahip olması muhtemel kimselerdir, kurumlardır diyebiliriz kısaca.

Twitter’da bir kimseyi takip ederseniz bunu bir diğer artısı/eksisi size özel mesaj göndermesine izin verirsiniz aynı şekilde sizin de ona özel mesaj gönderebilmeniz için onun da sizi takip etmesi gerekmektedir ama takip etmek yerine listeye alırsanız bu ayrıcalığı vermezsiniz ve bu ayrıcalığa sahip olamazsınız.

Hani reklamlarda Türk ve Alman pazarcıyı ayırmak için sattığı ürünün tadına baktırıp baktırmadığına bakarız, işte twitter tam biz Türk’ler için, eğer bir kimseyi takip etmek istiyor ancak bu kimsenin nasıl biri olduğunu, nasıl bir etkileşime girdiğini daha önceden görmek, bir tartmak istiyorsak öncelikle o kimseyi oluşturduğumuz bir listeye aktarır daha sonra eğer beğenirsek ve ilgilmizi çekerse, belirlediğimiz ölçütlere uyuyorsa takip etmeye başlarız. Peki doğrudan takip etsem ne kaybederim ki? Peki neden meyveyi tatmak istiyorda doğrudan almıyorsunuz diye sorarım bende!

Listenin bir diğer özelliği ise kategorizasyon yani sınıflamadır, bir kimseyi hem takip edip hem de listeleyebilirsiniz. Böylece içinde ilgi duyduğunuz aynı konu hakkında konuşan farklı 20 kişiyi birarada ve ana sayfanızı meşgul etmeyecek şekilde dilediğiniz zaman ilgili listenizi açıp takip edebilirsiniz.

Listelerinizin içeriğini ayrıca gizleyebilir ya da diğer kimselerle paylaşabilirsiniz. Diğer twitter kullanıcıları sizin listenizi takip edebileceği gibi siz de diğer kimselerin listelerini takip edebilirsiniz ve ilgilendiğiniz konu hakkında pek çok kaynağa ulaşırsınız, bu sizin hem aradığınızı bulmanızı kolaylaştırır hem de ilgilendiğiniz kaynağa topluca ulaşırsınız.

Twitter yine de geniş bir alan, arayüzü küçük görünse de içeriği oldukça zengin ve web teknolojisinin bence facebook olsun benzeri başka sosyal ağlar olsun çok üzerinde bir ortam.

Bir de konuyu sonlandırmadan # sembolü ile başlayan kelimelere değineyim, #  sembol ne işe yarar? Tweetlerinizi kategorize etmek sınıflandırmak için kullanırsınız, tıpkı insanları, kurumları listelere alıp takip ettiğiniz gibi tweetleri de bu şekilde sınıflandırabilirsiniz.Tweet içinde tweeti özetleyen bir kelimeyi o kelimenin önüne # sembolü getirerek etiketyebilirsiniz ya da tweet içerisinde hiç bahsetmez tweetin sonuna sadece onu etiketlemek için önüne # işareti gelmiş bir kelime eklersiniz. Böylece benzer tweetleri bulabilir, sizinle aynı konu hakkında konuşan kimselere ulaşabilirsiniz ayrıca tweeti o kelime ile sınıflandırmış olursunuz. Bu arada belirteyim bu tarz kelimelerde büyük küçük harf farkı yoktur yani #lt ile #LT aynıdır. Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim çünkü ben de soruyordum; İyi de arkadaş birşey bulmak istediğimde normal arama yaparım yine o kelimeyi bulurum bu kelimenin önüne # sembolünü getirmenin anlamı ne? Şöyleki bir dizi film arıyorsunuz diyelim, dizi filmin adı Ateş olsun (ne alaka, neyse) eğer sadece arama olarak Ateş kelimesini aratırsanız dizi ile alakası olmayan şu cümleye denk gelebilirsiniz “Ateşim yükseldi” ancak #ateş şeklinde aratırsanız hedefinizi 12′den vurursunuz. İçerisinde ateş geçen her cümle değil, dizi ile ilgili olduğu için #ateş şeklinde etiketlenmiş tweetler karşınıza çıkar, sizi zaman kaybından da kurtarır. Bir negatif yönü vardır, eğer hashtag ile arama yapacaksanız ve eğer bir kişi Ateş dizisinden hashtag kullanmadan bahsetmişse onu kaçırırsınız yani o yorumu göremezsiniz o yüzden kullanıcıların da hashtag konusunda duyarlı olması ve yer yer etiketleme yapması bence önemlidir. Sadece bu kadar mı? Mesela 5 kişilik çalışma grubusunuz ve fasülyenin yararları hakkında hazırlayacağınız konferansa twitter üzerinden çalışacaksınız, önce #fasülye diye bir etiket oluşturur daha sonra her tweetinizde bu etiketi kullanırsanız, diğer 5 kişi bu etiketi kullanan her mesajı rahatlıkla görebilecektir yani belli bir konuda konuşmak isteyen insanlar bir araya gelmiştir. Hashtag oluştururken bunların mesaj limitinden çaldığını unutmayın ve ona göre anlamlı ve kısa hashtag kullanın diyebilirim. Bir de bir hashtag oluşturmadan önce çeşitli kombinasyonlarını daha önce biri oluşturmuş mu diye bakmakta fayda var.

Bbu yazıyı yazdıktan sonra aklımda şöyle bir soru belirdi, acaba twitter’ın ilk başlarda anlamsız gelmesi ya da nasıl kullanıcılacağını öğrenmekten usandırabilecek bu hali ve facebook gibi alternatiflerinin olması, burayı aslında burada olmaması gerekenlerden koruyor mu? Yani Recep İvedik 14 filminde Twitter için “Burası da amele doldu” demek istemez hiç kimse, çünkü gayet kendi halinde bir ortam.. Belki de bazı şeyleri anlatmamak lazım ama dayanamadım yine… RT ederseniz sevinirim :)