Whey Protein Tozu ve Body Building veya Vücut Geliştirme

Merak ettiğim her konuya derinlemesine dalıyorum ta ki ondan elde edebileceğim doyurucu bilgiye sahip olana kadar, daha sonra burada paylaşmaya çalışıyorum “elimden geldiği kadar”, bugün ki konumuz whey proteini, bu proteinin temel kullanım yeri olan bodybuilding sporu. Eğer bodybuilding konusunda, günümüze kadar nasıl şekillendiği konusunda ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız bunu benden beklemeyin ama size gayet başarılı ve yolunuzu açacak bir belgesel önermek isterim, ismi Pumping Iron ve başrollerinde Arnold S. ve Frank Colombo bulunmakta, Arnold’u tanıyoruz da F. Colombo kim diye soranlar için zaten birebir bir belgeseldir. Kısaca BodyBuilging sporunu 70’li yıllardan bu yana olan gelişimini kısaca anlatıyor diyebilirim ama sakın yanılmayın, bu sporun 70 öncesi de var ve eğer kendinize bir idol seçecekseniz 70 öncesi ve steroidlerin gündeme girmediği yerlerde arayın derim, ben öyle yaptım. Gelelim whey proteini neden kullanılıyor?
Okumaya devam et Whey Protein Tozu ve Body Building veya Vücut Geliştirme

Hangi PSU yu alayım? Ne kadar Watt PSU yeter ? Bu PSU yeter mi? PSU Siteleri

Başlıktaki soru cümlelerinin sayısı daha da artabilir. Bilgisayar toplayacak kimsenin her şey bittikten sonra soracağı son soru “Kaç watt PSU” ama alması gereken ilk parça PSU’dur. Lafı fazla uzatmayacağım bir arkadaşım için toplama bilgisayar yapacakken, kendime sorduğum sorulardan biri de buydu. Bu sorunun cevabı nette doğru düzgün yok, yanlış anlamayın birazdan vereceğim gibi yabancılar yine yapacağını yapmış sadece sorun bizim yeni yetmelerde, karpuz seçiyor sanki, bu tarz yaklaşımlar şöyle konuşmalara yol açıyor..

-Kaç Watt PSU alayım?

-Senin işlemci ne ki?

-i7 3770K

-O zaman senin en az 1000 watt alman lazım..

 

Derinden ve serinleten bir küfür gibi geliyor insana böyle cevapları okumak, birazdan size bir takım siteler vereceğim, bu sitelerin bazısı PSU üreticilerinin bazısı ise sadece reklam amaçlı kullanıyorlar, göreceksiniz, burada sisteme bağlayacağınız sabit diskten cd-rom’a kadar ne kadar watt ihtiyacın olduğunu toplamda bulabileceksiniz. Çünkü sistemdeki her bileşen belli bir watt enerjiyi çekiyor ve PSU dediğimiz parça bu toplam değerden düşük ve eşit olmamalı ne olursa olsun en azından %10-25 civarında bütçenize göre üzerine fark koyarak, alacağınız PSU’nun kaç watt olması gerektiğine karar vermelisiniz.

Mesela bu testlerde 500 W çıktı o zaman siz en kötü 550 w(%10) ama alabiliyorsanız 625 W(%25) bir PSU alın. Ya da imkanınız varsa PSU özelliklerine bakarsınız, 12V üzerindeki total değer daha net fikir sahibi olmanızı sağlar, yani 800 WATT PSU’nun 12V rail üzerindeki değeri 600 Watt ise o PSU’yu 600Watt kabul etmek gerekir ve alışverişi ona göre yapılmalıdır. 12V’dan sonra eğer iki PSU’yu kıyaslayacaksak 5V ve 3V değerlerine bakmak gerekir. Belki PSU konusunda uzun bir yazı yazmaya karar verdiğimde daha fazla detaya girerim anacak başlangıç olarak bunları bilmeniz yeterlidir. Aşağıdaki sitelerin hepsi, bu yazı yazıldığında en güncel donanımları listelemekteydiler ve sitelerin destekçilerine baktığımızda uzunca bir süre listeyeleyecekler gibi geliyor. Birde listenin sonuna yine bir program ekliyorum, bu programda aynı işlevi görüyor, diğerleri ise web uygulaması..

 

http://www.thermaltake.outervision.com/

http://www.coolermaster.outervision.com/PSUEngine

http://support.asus.com/powersupply.aspx

http://images10.newegg.com/BizIntell/tool/psucalc/index.html

http://tr.msi.com/service/power-supply-calculator/

http://www.bequiet.com/en/psucalculator/quick

http://www.enermax.outervision.com/

http://www.extreme.outervision.com/psucalculatorlite.jsp

http://psucalc.net/

http://www.cizgi-rma.com/calculator.aspx

Bireysel Emeklilik Sistemi ve Devlet Katkısı

Çoğu insan, konu hakkında bilgisi olsun olmasın konuşuyor ancak işin içine girdiğinizde, hem konuşmacının hem de konunun rengi değişiyor. Çoğu kimsenin kötülediği bir sistem, bu kötüleyenlerin çoğuda sanıyorlar ki 5 yıl içinde param 55 katına çıkacak (forumlardan ve internet kaynaklarında bu zerzenişte bulunanlardan duyduklarım okuduklarım bunlar), belki bu yüksek beklenti nedeniyle hüsrana uğruyorlar.

Şimdi size tutup sistemi baştan sona anlatıp, başlığın konusundan dışarı çıkmayacağım ancak adı üstünde emeklilikle ilgili bir yatırım olan bu sistemin kısa zamanda getirmesini beklemek nasıl bir zihniyettir bilemiyorum. Bir yatırım aracı kısa zamanda getirecekse o zaman riski büyük olur ve dönemin birinde kayıp dahi yaşatabilir. BES’e başvuranların çoğu hem risksiz olsun, hem devlet güvencesinde olsun hem de kısa zamanda mesela 7-8 yıl yatırdığım para 2’ye katlasın diye bekliyor. Ancak durum öyle değil benim bahsettiğim süre 20-30 yıl yani emekli olduğunuzda yaşlı bir tonton dede olduğunuzda sizi kimseye muhtaç etmeden yaşatacak bir sistem. Beklentilerinizi de bu anlamda düşük tutmanız lazım, bir de 10 yıl sonra görüşelim demeniz her ay bir miktar parayı düşünmeden aktarmanız lazım ve aktardığnız bu paraya gider olarak bakıp unutmalısınız, o para her sıkıştığınızda koşacağınız bozduracağınız altın değil, olmadı ve şu son devlet katkısı yasası ile birlikte, anlık bozdurulacak bir yapı neredeyse hiç kalmayacak, gelin bakalım.

Okumaya devam et Bireysel Emeklilik Sistemi ve Devlet Katkısı

Victorinox Swiss Army Bıçak Çakı Tecrübem

Bu çakıyı askerliğimin Hakkari’ye çıktığını öğrendiğimde almaya karar vermiştim, şu anda tam modelini hatırlamıyorum bordo tutacakları olan bildiğiniz swiss army knife. Yaklaşık 4-5 senedir benimle, yeri geldi hor kullandım yeri geldi ince işlerde.  Bir keresinde her halta yarıyor ben bunlar çivide çakarım dedim ve çakmaya çalıştım, üzerindeki plastik çatladı ve ucundan koptu. Askerden sonra pek kullanmadım, bir köşede atıl vaziyette duruyordu, ayrıca en son reçel ya da balla ilgili bir şey yapmış olmalıyım (kahvaltı, konserve açma vs..)  ki bıçakları çok zor açılıyordu, sert bir yapışkanlık vardı. Durum böyle olunca şu aleti bir temizleyim dedim ne de olsa yadigar, anılar var üzerinde. Önce sıcak suda bekletirsem bu yapışkanlık geçer sandım ancak sıcak su çok sıcakmış ve ben çok fazla bekletmişim, üzerindeki diğer plastik de sıcağın etkisi ile yamuldu, kimyası bozuldu plastiğin.

Bunun üzerine Türkiye dağıtıcısına telefon açtım, dedim ki çakının iki tarafındaki plastikler sıkıntılı, birinin ucu kopmuş diğeri ise eğik, değiştirmek istiyorum. Bana dedikleri aynen şu, 12 TL değişim parası kargo size ait, yani bu neredeyse 20 TL ediyor. Gerçekten canım sıkıldı ve bende yabancı forumları araştırmaya koyuldum, kırığı sahiplendik ona yapacak bir şey yok ama şu eğikliği düzeltmenin bir yolunu elin oğlu yazmış olabilir diye düşündüm, 20 TL’ye gider yeni bir victorinox alırdım neticede, belki 3-5 daha kordum üzerine neyse yabancı forumlarda gördüm ki, victorinox’un bunları ücretsiz değiştiriyormuş, müşteri hizmetlerini yere göğe sığdıramıyor yabancı forumlar. Anladım ki bizim Türkiye dağıtıcısı aynı prensiplere sahip değil, gayet net bir tavırla 12 TL yok kargo filan sizin diyen kimselere de “e ama yabancılar ücretsiz değiştiriyor vs..” gibi nefesimi tüketip sonuç almayacağım açıklamalara tekrar girmek istemedim.

Bu yabancıların dediğini test etmem  gerekiyordu acaba doğru muydu?  Victorinox’a e-posta gönderdim, bıçağın resimlerini gönderdim, bu bu bu şekillerden dolayı bu durumdayım, bana nasıl yardımcı olabilirsiniz? dedim. Yaklaşık 7 gün içinde ücretsiz, montaj klavuzu dahil ve iki adet victorinox katoloğu ile birlikte o plastik parçaların orijinalini taaa İsviçre’lerden bana ulaştırdılar. Artık oha mı dersiniz çüş mü dersiniz, olayı nasıl betimlersiniz bilmiyorum, ne derseniz diyin ancak ben adamların müşteri memnuniyeti politikasına hayran kaldım, keşke Türkiye dağıtıcısıda böyle bir politika izleyebilseydi, kendinden soğutmasaydı bizleri.

Bu arada Türkiye dağıtıcısı  Eyüboğlu oluyor yanılmıyorsam http://www.eyb.com.tr/ . Elin oğlu ta nerelerden bana ücretsiz yedek parça gönderiyor neticede babamızın oğlu değil, memleketimin adamı kargo parasını bile benden istiyor hem de büyük bir şirketken hem de kargo firmaları ile belkide anlaşmaları varken, atla deve değil ki bıçağı değiştirin demedim, iki tane plastik istedim. Ama etkiye tepki meselesi, adamlar victorinox’tan yabancı forumlarda nasıl bahsediyor, biz burada Türkiye dağtıcısından nasıl bahsediyoruz. Ne ekiliyorsa o biçiliyor sanki, inşallah bu yazdıklarımı yapıcı bir eleştiri olarak kabul ederler.

Ben bu victorinox markasından vazgeçmeyeceğim hatta önüme çıkan herkese önereceğim, yakında cep boyut bıçak bileme aletinden alacağım ama sadece genel merkezlerindeki İsviçre’deki insanlar yüzünden, belki bu yazıyı okuyan Türkiye Dağıtıcısı çıkarda der ki ” o bahsettiğiniz bıçak bileme aletini size hediye edelim, bizi dışarıdan gören biri olarak bir müşteri olarak yaptığınız eleştiriler ile gelişmemize katkıda bulundunuz”, bende burada yazayım bizimkiler de müşteriye önem veriyormuş ben yanılmışım ama beklemiyorum.

swiss army knife valley

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü – Dokuz Patron Olayı

Geçmedi mi? Geçti geçti de, bilinçsizce geçti! Biz sanıyoruz ki gazetecileri ne kadar çok düşünüyorlar ve böyle bir günleri var vs.. ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bugün gazete patronlarının bile kutladığı ama zamanında bu büyük gazete patronlarının aldıkları hatalı bir karardan dolayı doğmuş bir gün. Gerçi bazı gazeteci arkadaşları kutlayarak bu günü geçiştirmiştim ama haksızda değilim hangi günü sorguluyoruz ki? Böyle bir gün var kutlanıyor, aç telefonu kutla,yazı yaz ya da en basitinden doğum günleri bile bu halde, yerlerde sürünüyor. Metroda beni bunaltan ve kişilerin gözlerinin birbirinden kaçırıp anlamsız anlamsız metro koltuklarına baktığı, yerdeki döşemelerin üzerindekileri desenleri saydığı günde, Büyükşehir Ankara diye bir dergi elime geçti, derginin kapak sayfasının arkasında bu kutlanan gün ile ilgili aynen şunlar yazıyordu, gayet ilgiyle okudum, sizinde yararlanmanızı istiyorum ve artık hangi günü niye kutladığımızı kendime hep soracağım, arkasında çok değişik şeyler olabiliyor! Mesela bir gazetenin prematüre doğuşunun öyküsü var aşağıda!

İlgili yazı

1961 yılında, gazetecilerin çalışma haklarına önemli iyileştirmeler getiren ve sosyal haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, YeniSabah), yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldılar.

10 Ocak 1961 sabahı, gazetelerini ellerine alan okuyucular, “Gazetemizi 3 Gün Kapatıyoruz” başlığıyla ve altında da dokuz gazete patronunun ortak bildirisi ile karşılaştılar.

BabIâli’de ‘DokuzPatron Olayı‘ olarak anılan gelişme karşısında, gazetecilerde 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla, İstanbul Gazeteciler Sendikası binası önünde toplanarak, Valiliğe kadar yürüdüler. Gazeteciler Sendikası da aynı gün yaptığı toplantıda, patronların üç günlük boykotları süresinde, ‘BASIN’ adlı bir gazete yayınlama kararı alarak, 11,12,13 Ocak 1961 tarihlerinde kendi gazetelerini çıkardılar. Basın Gazetesi, teknik olanaksızlıklar nedeniyle bazı eksiklikler taşımasına rağmen, okuyucuların büyük ilgisini çekti ve 100 bin tiraj gibi o gün için çok önemli bir noktaya ulaştı.

O tarihten sonra 10 Ocak, ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’olarak kutlandı. 1971 yılındaki 12 Mart askeri müdahalesinden sonra çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak tarihi, ‘Bayram’olmaktan çıkarıldı ve ‘Çalışan Gazeteciler Günü’olarak anılmaya başlandı.

p

Sosyal medyanın etkin kullanımı

Sosyal medya nedir, ne değildir? “Başlama yine” “Senden mi öğreneceğiz” vs.. eğer cümleye böyle girersen tabiki karşılığında “evet seni dinliyorum” diyen bir kütüphane kalabalığı bulamazsın hele ki sosyal medyayı artık 5 yaşındaki çocuk dahi sana anlatacak kıvama gelmişken “amca  bak şimdi  [amca diyor utanmadan abi diyeceksin evladım 🙂 ]  facebook ile arkadaş oluyosun, twitter ile tivi atıyorsun, formsprings’te sana soru soruyorlar, sonra neydi o ….”  diye giderken bu konuşma aslında fark ediyorsun ki 5 yaşındaki çocuk ile arandaki fark; onun bu temelleri iyi bilinen sosyal medyayı nasıl etkin olarak kullanacağını bilmemesi.

Bizi çocuklardan ya da pencereye tıkla dediğimizde kalkıp pimapene vuran annemizden ayıran da bu olmalı, akan teknolojiye ayak uydurmalıyız bir şekilde ancak bugüne kadar sosyal medyayı gerçekten ihmal ettim, benim sosyal medyayı ihmal etmemden kime ne? Demeyin öyle, pagerank 6 olan her ay binlerce kimsenin ziyaret ettiği 6 yıllık bir günlüğün sahibinin sosyal medyayı kullanan okuyucularına karşı da bir sorumluluğu olmalı değil mi? Ama bu sorumluluğun altına girmek kolay değil, herşeyi tek başına çeviren bu arkaşınızın, buranın dışında normal hayatında pek çok zorluk var ve facebook, twitter, formspring vs… altına girmeyi göze alamıyor(du) kolay kolay!

Ama sadece sen göze alamıyorsun diye seni takip edenlerden sahip olduklarını, internette keşfettiklerini saklamak bencilce değil mi? Evet öyle görünüyor, sahip olduğun şeyler ne ki? Altın mı dağıtacaksın? Olsa da dağıtsam keşke ama daha önemli şeyler paylaşıyoruz buralarda, altın değerinde ve özgün bilgiler, makaleler ve şu yazdığım yazılara gelen teşekkür mesajları halen buranın dimdik durmasını sağlıyor.  Böyle garip ve güzel bir yer oldu LT, ziyaret etmekten yorumları onaylamaktan, okumaktan, cevaplamaktan mutlu olduğum! Bunu ben sağlamadım sizlerin katkısı yabana atılmayacak derecede çok, şurayı ziyaret eden her kişinin bir şekilde (google algoritmaları ıvır zıvır) tekrar dönsün dönmesin mutlaka katkısı vardır, google reklamlarına tıklayanları saymıyorum bile onlara ayrıca teşekkür ederim.

Evet eskiden sekmeli tarayıcıların olmadığı zamanlardan, tarayıcıları parayla satın aldığımız zamanlardan bahsediyorum (yok yok o kadar yaşlı değilim ama aklım başımda askerliğimi yapmışım 🙂 ) önce beğendiğimiz bir sayfayı kopyalayıp yarım yamalak metin dosyasına yapıştırır saklardık ya da adresini yapışıtırırdık ki sonra unutmadan ziyaret edebilelim  (o zamanlar nerede öyle çok site o kadar az site olurdu ki o metin dosyasında boyutu 5 KB’yi aşmazdı), sonra HTML şeklinde saklayabildik, sonra değişik formatlar girdi işin içine, sonra  favoriler daha sonra stumble, delicious ıvır zıvır derken aldı başını gitti bu iş, hangi birine el atacaksın? Bugünün trendi yarının eskisi oluyor, durup durup soruyorsun kendine, oraya yaz buraya yaz sonra bakıyorsun ki tükeniyorsun, gücün herşeye yetişmeye yetmiyor, bu kadar çok seçeneğin olduğu yerde seçim yapmak zorundasın ve işte bende bu seçimin eşiğine geldim (nasıl yazdıysam gözlerim doldu 🙂 ) demem o ki evet sosyal medyada LT olarak olmam lazım, olmamız lazım, bu olacağımız yer etkileşimin çok olduğu bir yer olmalı, bu olacağımız yer etkinin çabuk elde edildiği bir yer olmalı! Bizi daha fazla topluluk haline getiren bir yer olmalı, LT’yi Beğen düğmesine tıklayıp bir kenara geçmemelisiniz, geçmemeliyiz!

Çünkü sosyal medyadan kasıt aslında sosyalleşen internet, sosyalleşmek ne demek? Çok kısaca, insanların birbiri ile olan iletişimin daha kolaylaştırıldığı, bu iletişimden gücün doğduğu bir ortamdan demek. İnanın çok düşündüm bunun için facebook, twitter vs… ne yapalım? Karar verdim twitter hususunda daha etkin rol almaya, uydum imama. Baktım ki Twitter’ın türk sakinleri daha bir etkin, daha bir engin, daha bir kendinde, etkileşim her yerde olduğundan daha fazla, hitap edebileceğimiz kitle (Türk Kullanıcılar) çok daha fazla, bilineni ve bilinmeyeni ile daha çok şey vaad ediyor, şirketlerin reklam vermek için yarıştığı bir ortam yerine, sorunları çözmeye çalıştığı vs…, tepkiyi çok hızlı aldığın ve aynı şekilde çözümü de ve de neticede az ve öz konuşacaksan, gayet güzel bir ortam. Yani az ve öz konuşacaklarım da var benim! Ama çizgimizi bozmadan, kanalize olmadan, düz bir yolda, insanları etkilemeye çalışmadan sadece insan için yazan…

Peki bir günlük yazarı olarak 140 karakter ile ne yapacağım, şu anda dahi 560 karakter etmiş bu yazı gibi diğer yazıları sığdıramazsam ne sığdırabilirim? Size ne katabilirim? Bunu da düşündüm çok şey geldi aklıma mesele yazının uzunluğu değil aslında işlevi demek doğru olur, paylaştığımız bilgiler daha fazla insana çok ama çok daha hızlı bir biçimde yayılır gibi ama temelde amacım yine sizlere birşeyler katmaya çalışmak olur, yer gelir sizler bana katarsınız, sonuçta ferrarisini satıp bilgeyim diye artist artist gezmiyorum daha araba taksitine girmeye tırsan aranızdan bir halk çocuğuyum, hatta biliyor musunuz ekmek almak için beni fırına göndermek adına bazı çevrelerce (annem mesela..) üzerimde oyunlar oynanıyor halen. 🙂

Demem o ki, yani özet geç  diyenler için söylüyorum bunu, twitter’da daha etkin paylaşımlar yapacağız, burada çok güncel yazılar görmüyorsanız, bir de twitter’a gelin bu da twitter hesabımız efendim diyor hepinize teşekkür ediyorum.

Bu arada bu yazının amacı neydi, başlık bir yerde metin farklı yerde, bir blog yazarının gözünden kısa bir sosyal medya değerlendirmesi, bir içe dönüş, kendini tarama, arayış, kıvranış, kaşınma diyebiliriz.

Kalın sağlıcakla!

Eurovision Şarkı Yarışması

Bu yazıyı yazma kararını kardeşimin bana gönderdiği 2012 eurovision Türkiye şarkısı başlıklı e-postayı aldığımda verdim! Eskiler bilir ancak yeniler bilmeyebilir, dinleyince bir George Michael havası sezdim ve bu bardağı taşıran ve de bu yazıyı yazmamı sağlayan son damla oldu!

Sokağa çıktığında garip ve anlaşılmaz haber anlaşıyının ülkem vatandaşına sorduğu adı örovizyon mu avrovizyon mu şeklindeki röportaj sorusu değil bu olay!

Sorulardan birisi başına euro getirdiğimiz herşey bizim için neden bu kadar anlam kazanıyor? Mesela EuroDöner normal dönerden lezzetli mi? Ne hallere geldik, bakıyorum ve üzülüyorum..

Hayal ediyorum yıl 2035 ya kahtalı mıçı ya da müslüm gürses doğu ve batıyı sentez edecekler, katalizör olarak TRT’yi kullanıp, eurovision’a katılacaklar ve bizim siyasetçilerimiz jüri üyelerimiz, Ermenistan’a şarkı ne kadar kötü de olsa 10 puan verecekler ya da komşi komşi nidalarıyla Yunanistan’a çakacaklardır ten pointleri, bu esnada millet “ulan biz 10 verdik bunlar bize 2 verdi, böyle adam bunlar” demekten kendilerini alamıyor tabi. Bunları gözümüzle gördük, hatta bu sms atanların kim olduğunu hep merak ettim acaba sınırdan geçip Türk hattı almış Yunanlılar mı bu smsleri atıyor diye saf düşüncelerim dahi olmuştu. 🙂 Böyle bir yarışmaya  kim tutar sms atar parasına yazık eder, hangi şarkıcı tutar benim şarkım seçilmedi diye üzülür hangi şarkıcı benim şarkım birinci oldu ben dünya starıyım diye sevinir ve hangi bilinçli şarkıcı = kısmi sanatçı bu yarışmaya katılmaya karar verir, verebilir? Sebeplerini merak etmiyor değilim..

Big picture yani büyük resme bakabildiğimi düşünüyorum çünkü  yaşım bilmem kaç tane eurovision yarışması görecek kadar ilerledi! İlk başlarda ekran karşısına oturur Türkiye 20 içinden 19 olunca sevinirdik (o ara elimizde bayraklar vardı), sonra 15 sonra 10 sonra 5 ve sonra 1. oldu sevindik, yalan değil sevindik, sandım ki misyonu tamamladık. Daha dur; hırs yapmışız, sanki hersene ilk 3’e girsek seneye universevision diye evrenler arası şarkı yarışmasında boy göstereceğiz. Yani müzik haricinde herşeyin karıştığı bir yarışma olmuş büyüyünce crystal clear netliğinde yani cam gibi gördük-görüyoruz, tıpkı futbol takımlarının holiganca ya da arkadaşlar arasında kavga çıkaracak seviyede takip edilmesinin saçma olduğunu ve bize birşey kazandırmadığını gördüğümüz gibi. Birşeylerin arkasından milli duygularla gideceğiz illa ki ancak bu gidilecek şey ne bir bilim, ne gerçek bir sanat ne de topluma birşey kazandıracak (avrupa birliği ilerleme raporunda acaba eurovison liginde 3 sene üst üste birincilik kazanınca alınacak mı yazıyor? hoş avrupa birliğinin de memlekete birşey kazandıracağına inanmıyorum ama) bir etkinlik ve basit bir şarkı yarışması..

Ayrıca eurovision’da 19. da olsan 1. de olsan, bu işin magazini, başarısı vs.. hep içimizde yaşıyoruz! Nasıl? İşte zamanında 19.olan şarkımız ve onu söyleyen şarkıcı diye anons edip, trajikomik bir magazin haberi yaparken ve şarkıcıyı yerden yere vurmayı ihmal etmezken, o tarihte memleketim insanının bu şarkı ile oynamış, neşelenmiş olduğunu düşünmüyoruz, bir ironi yaşıyoruz,  aslında güzel birşey kendimizle alay edebiliyoruz ama bunun dozunu kaçırmadan da duramıyoruz, vur şarkıcıya vur, kantarın topuzu buralarda biryerlerde..

Eurovision’da bir şarkımız birinci oluyor, yere göğe sığdıramıyoruz, e sonra? O şarkı dünyanın en iyi şarkısı mı oluyor? Şarkıcı dünyanın en iyi şarkıcısı mı oluyor? Dünyayı geçtim avrupanın en iyi şarkıcısı mı oluyor? Değil kesinlikle olmuyor zaten yarışmanın amacı da bu değil ama böyle lanse edilmesi beni rahatsız ediyor… Yine memleket içinde oluyor ne oluyorsa, yani kendimiz abartıyor, kendimiz süslüyor, pastanın mumlarını kendimiz söndürüyor ya karbonatla şişirilmiş lezzetsiz pastayı ya yiyor ya da bir şaka gibi başkalarının suratına atıyoruz….

Futbol maçlarını holiganca takip etmeyi bıraktığım gibi eurovision’u da takip etmeyi yıllar önce bıraktım, bu yarışmaya katılacak şarkıcıların ise olayı iyi süzmelerini tavsiye ederim, bu yarışmayı televizyon başından izleyenlerin ise gaza gelip havaya sıkmamalarını ya da konvoy oluşturup kornalara basarak gecenin bir yarısı yaşlıları rahatsız etmemelerini, uyuyan çocukları uyandırmamaları bilincine kavurşmalarını diliyorum! Şahsen eurovision benim için power fm top 10’dan daha değerli bir  liste değildir, izlemem, takip dahi etmem!

Cornelia Deluxe Resort Belek

Hi,

What can i say about this hotel? Yep, i was in there at 2011 summer, that was lovely holiday, there are really a few cons but lots of pros. Even there are cons, the hotel management fixed them asap and that was very quick. First of all i met a guy named Jim from York City, England, i wish i had a contact with him but he left the hotel before i ask for some info, Jim Gym :)) I hope he would read this. And Ayra from Russia was another great guy who helped me about jumping rope, thank you buddy after you i did my rutine better..

I was in a room on land side but i must say that why you pay extra money if you don’t spend time in room or you just spend your time for sleeping? So the land side room would be a great choice.

There are line of hotels on the beach of belek. This hotel is the best one of all. At the right side of hotel, there is papillon ayscha and the left side of hotel there is magic life hotels. When you go to 250 meters to papillon ayscha side you would see a big, really big aquapark, i recommend you to visit there at least once.

What is in belek? There are not so much but the centre of the city is clean and there is nice square where you can take photos but nothing more. I went down to city for once and that was morning, heat was high and there was nearly nobody in town. So i recommend you to visit there in evening. I don’t know about night life of belek, because i don’t care it that much but there is a disco in cornelia and they generally starts their program at midnight. I also didn’t go to disco but it seems like ok..

Animation team works hard, there are several programs every other night it generally starts at 20:30pm..They start to give presents to children for in day competitions..good for children and parents..

stuff of hotel is working hard and really nice guys in there, even students work like pros but i had a little chat with some of them and i feel sory about them because they earn little amount of money for their effort so don’t forget tips and don’t act like russians (i heard that they don’t like to give tips) 😛

About sea, water is clean, mainly the base of the sea was full of sand so there is a little chance to hurt yourself with stones. There is a dock on the sea, which is big enough. Also there is a little bar which is close to sea and dock. There is a beach volley opportunity on beach.

About pools, there are 2 pools, jakuzi kind things in pools, pool games, little aquapark with seperate pool, pool for children, great bar near the pool.

About towel and sunbed wars, if the people has quality which stay at hotel, there wouldn’t be a war, so there is not a war, if you go out at 07:00 to 09:00 am, you can put your towel whichever sunbed you want. Then you can go to eat your breakfast.

Whom is this hotel for? First of all this hotel is not for a single guys or girls who wants flamefull nights so you may stay away. This hotel for couples with or without children, new married ones and also for old guys..

Security of the hotel is secure enough, one night me and my wife went to papillon asycha for investing it 🙂 on the road of turning our room, cornelia’s security stoped us and asked for room card, anyway it is secure enough but don’t forget your room cards.

Meals, there are 6 alacart rest. 3 of them are free. You can eat even you are from grönland so don’t think about meals so much there are a lot of things to eat. There is also a detox bar which serve you fresh fruit juices beside turkish hamam and spa saloon.. Hell yeyy, turkish hamam was excellent, after turkish hamam i throw myself into shock pool, then fresh fruit juice, i did this before we left hotel, that was really nice, i don’t know about massages but there are thai girls around there, it can be good.

Sport center is small and there are not so much equipment. 3 trendmill, one eliptical but hey, it was enough..

Man i don’t remember all.. please ask me about anything before you go..

Kredi Kartı asgari ödeme tutarları ve kredi kartı limit değişikliği ile ilgili düzenleme

Öncelikle o kadar kredi kartım var ancak bankalardan sadece bir tanesi bu inceliği düşünüp, bizi bilgilendirme ihtiyacı hissetmişler. HSBC Bank A.Ş.’ye duyarlılığını diğer bankalar gibi sadece ekstre gönderirken değil aynı zamanda müşteriyi bilinçlendirirken kullandığı için teşekkür ederim.

Yakında yapılan bir düzenleme ile asgari ödeme tutarları ve limitler konusunda değişiklikler oldu. Bu değişiklikleri size şöyle aktarayım.

17.12.2011 tarihinden itibaren kart sahibi olanlar 1 yıl boyunca kart limitine bakılmaksızın asgari ödeme olarak borçlarının en az %40’ını ödeyecekler. Bu süreden sonra ise asgari ödeme tutarı kart limitlerine bağlı olarak %25-30 ya da %40 olabilecekmiş. Bu durumda kartınızda olabilecek ani limit artırımları konusunda uyarmak isterim.

Bunun dışındaki düzenlemeler ise bankanın bana gönderdiği maile göre kendi bünyelerinde yaptığı değişiklikler.

OCZ SSD Problemi

Merhaba,

SSD deneyimini yaşamış biri olarak artık standart bir HDD kullanacağımı sanmıyorum, en azından işletim sisteminin yüklü olduğu disk SSD olacaktır, SSD demişken elimde 60 GB OCZ vertex 2 SSD mevcut, yakın zamanda aldım, aldıktan sonra bir heyecan bastı sormayın, nedeni ise şu forum mesajı, OCZ sattığı 60 GB Vertex 2 SSD’leri geri çağırıyor ve bazı sorunları olduğunu kabul ediyor. Öncelikle bu sorunlar nedir, neden yüreciğim hopladı onu size anlatayım.

Bu SSD’ler bir teknoloji kullanıyor, bu teknolojiye göre sınıflandırmada 25nm, 32 nm ve 34 nm şeklinde. Şimdi durum şöyle OCZ yeni geçtiği 25nm teknolojisinde bazı sıkıntılar olduğunu kabul ediyor, bu yeni teknolojiye geçiş amacı ise SSD fiyatını ucuzlatmak ve tabiki başka teknolojik geliştirmeler ancak söylenenler doğru ise eski 34nm OCZ Vertex 2’ler  yeni 25nm’lerden daha performanslı, kendi deneyimlerime ve baktığım testlere göre bu performans farkı kullanıcıya hissettirilecek düzeyde değil sadece ssd benchmarkları ile ortaya çıkıyor. Eklemeden geçmek  istemedim ssd’nin 25-32-34 hangisi olduğunu anlamak hiç kolay değil. O yüzden bunun için uğraşmayın.

Neyse şimdi o forum mesajında bahsedilen şu, bazı 60 GB ve 120 GB vertex 2’ler bir depolama sorunu ile geliyor bu soruna göre normalde windows ile formatlanmış bir 60 GB vertex  55.8 GB görünecekken ve 120 GB vertex 111.6 GB görünecekken, daha az görünüyor. Evet bu bir depolama sorunu oluşturuyor, bunun nedenini yeni ekledikleri bir teknolojiye bağlıyorlar ancak durum böyle olduğunda yani böyle bir depolama sorunu varken, ssd’nin performansı da hayli düşüyor. Bu nedenle OCZ bu soruna sahip vertex 2’leri geri alıp yenisini gönderiyor, yeni gönderilenler ise eski ve performanslı 32 ya da 34’ler değil yeni 25nm’ler. Yani hem sattığı 25nm SSDlerde sorun var, sorun olan 25nm SSD’leri değiştirdiğinde yerine yine 25nm sorunsuz gönderiyor, daha önce söylediğim gibi sorunsuz 25nm’lerde öyle aman aman bir performans düşmesi yok ki bunun birebir şahidiyim.

Bu yazıyı yazmamdaki amaç veretx 2’yi bütçelerine uygun bulanların çekince yaşamasını engellemek, yaklaşık 15 gün önce aldığım SSD 25 nm ve 1.32 firmware ile geldi, aldığı windows puanı 7.7, atto vb.. testlerle de gayet olumlu sonuçlar aldım, buradan şunu söyleyebilirim, vertex 2 tekrar 32 ya da 34 nm teknolojisine geçmeyecek ve 25nm’ye geçerken arada oluşan sıkıntılar sanırım geride kaldı. Bu nedenle rahatlıkla vertex 2 60-80-120 GB düşünebilirsiniz.

Diyelim ki bu sorunla karşılaştınız, OCZ sabit diski kabul ediyor bunun için ya OCZ ile doğrudan temasa geçecek ya da satın aldığınız yerle konuşacaksınız, satın aldığınız yerle konuşmadan önce oraya şunları ifade edin.

Formatlanmış SSD boyutu daha az ve aynı zamanda verdiğim forum başlığında die size diye  bir durum var, die size diskinizin bu olaydan etkilenip etkilenmediğini net olarak gösteriyor, die size bakmak için OCZ destek sayfasından OCZ Toolbox indirip kontrol edebiliyorsunuz eğer bu sıkıntıdan etkilendiyseniz die size 64 GB eğer etkilenmediyseniz 32 GB görünüyor, yani die size ne kadar onu da söyleyin satın aldığınız yere, unutmayın bu bir sabit disk alan sorunu gibi görünse de aslında bir performans sorununu da beraberinde getiriyor.