iPhone SE İnceleme

Merhaba,

Bugün size iPhone SE incelemesi yapacağım. Aslında konu ile ilgili tonla video ve anlatım ve hatta yorum bulunmakta, bu kargaşa içinde farklı bir yol izleyerek olaya kendi açımdan nasıl yaklaştığımı anlatacağım.

 

2,5 yıldır Nexus 5 kullanıcısıydım ancak memlekete ne Nexus 6 ne de Nexus 6P geldi. Nexus 5 ekranı kırılınca “kendi hatamdan” telefon arayışına giriştim. Tüm telefonları değerlendirmeye aldım ancak bu noktada herkesin ölçütleri farklı oluyor. Bazısı büyük phablet denilen 5.5″ inch ya da bir küçüğü 4.7″ telefonlara yöneliyor daha tonla farklılıktan sadece birkaçı telefon tercihini belirliyor yani sizin de öne çıkan bir ya da iki tercihiniz olmalı, ki bu tercihler öne çıktığı için şu an bir iphone inclemesi izliyorsunuz.

İsterseniz öncelikle neden bu kadar para vermek yerine benzeri bir samsung, lg telefon almadım onu izah edeyim ya da başka bir marka, size Nexus 5 kullanıcısı olduğumu söylemiştim “bir apple fan’ı vs.. değilim yani”. Nexus 5’e yazılımsal anlamda yapmadığım kalmamıştı diyebilirim. Bu sebeple telefonu istediğim gibi kullanabiliyordum ama nasıl desem bunu bir samsung ya da lg ya da benzeri bir markanın telefonunda yaptığımı hayal edemiyorum, donanımla bütünleşmiş ve dışarıdan müdahaleye izin vermeyen yapıları var, müdahale yapsan özellik kaybediyorsun, özelliklere dokunmasan dezavantajları da yanında geliyor. Mesela benim telefonda bloatware denen şişmiş uygulamalar asla olmazdı. 2,5 sene sonra da telefon yağ gibi akardı ve bir kez Nexus’a bulaşmıştım. Kısaca bir telefon Android işletim sahibine sahip olacaksa benim için Nexus olmalıydı ve gelecekte de durum bu şekilde olacaktır ama gelin görünki nexus 5 dışında memlekete girip de satışı yapılan başka bir nexus modeli yok, olsa ne yapacaksın, dışardan getiriyorlar burada cayır cayır kendi markalarını satan huawei gibi markaların teknik desteği dahi resmi olarak yok, motorola’nın durumu ise zaten belli.

Yine de iPhone SE’nin karşısına bir an olsun Note 5’i koydum. Hemen koyulur mu? demeyin, dinleyin. Aralarında boyuttan tut işletim sistemine kadar fark olsa da, iki farklı markanın en iyi telefonlarını karşılaştırmaktı benimkisi. Note 5 kendi yarışanları arasında lider bir telefon ancak kendi serisi içinde çelişkiler içeriyordu, halen Note 5 yerine Note 4 alanları görebiliyoruz. O yüzden Note 5 yerine Note 4 almanın mantığı ağır bastığında, Note 4 vs iPhone SE kapışmasını her halukarda daha Android N desteği alıp alamayacağı belli olmayan Note 4 karşısında 2019’a kadar hatta 2020’nin başına kadar yazılımsal destek alacak iPhone SE kazandı diyebilirim. Yazının en başında dedim ya herkes kendine ait bir iki öncelik sahibi olmalı ve buna göre telefon seçmeli. İşte benim önceliklerimden biri güncellemedir. iphone SE, en son iphone 6S’den sonra çıkan bir telefondur yani en güncelidir.

İkinci öncelik ise boyut idi ve bu konu ile ilgili fikrimi şekillendiren bir yazı okudum. İnsallar phablet telefon alarak tablet gibi verim almaya çalışmaları onlar fark etmese de zaman kaybı niteliğinde “her işimi bir cihazla yapıyorum” mantığının oturmadığı çok nokta var, bir yerden kazanır gibi görünürken bir yerden de feda ediliyor. Mesela o kadar büyük ve ağır telefonları taşımaya çalışmak, etrafına kılıflar alarak zaten büyük olanı korumak istesenizde daha da büyütmek. Bu fikrimin ne kadar doğru olduğunu 4″ telefonu kullanmaya başladığımda anladım diyebilirim, gömlek cebine dahi atabiliyorum, elde duruşu gayet iyi, tek elle rahat işlem yapabiliyorum ve hatta kılıf dahi eklesen telefon daha fazla kabalaşmıyor.

Şimdi bunlar major yani büyük sebeplerdi, şimdi ise küçük yani minör sebeplere geçelim.

İlk olarak iPhone SE’de ki eksik özelliklere bakalım, zira donanım olarak iphone 6S kadar özellik içeren bu telefonda, doğal olarak fiyatı düşmek için bazı özellikleri kısmışlar, bu kısılan özellikler neler ya da hayata ne gibi yansımaları olur. Mesela selfie kamerası 1.2 MP denilip geçilebilir, ancak halen foto kalitesini MP ile kıyaslayanlar var bu durum 2008 de de böyle idi görünen o ki eğitim işe yaramamış 2016da da böyle, halbu ki diyafram açıklığı diye bir durum var değil mi? İşte iPhone Se diyafram açıklığı selfie kamerada daha küçük ve bu yüzden özelliği kısılmış diyoruz, ama şunu net olarak söyleyebilirim; Ön kamera ile çektiğiniz resimler, sosyal medyada kullanılmaz derecede değil kesinlikle hatta gayet kullanılabilir kalitede diyebilirim. Ayrıca retina flash diye bir özellik var, bu özellikle de ekran flash gibi patlıyor resim çektiğinizde.

Bunun yanında Touch ID 1.nesil diyorlar, bu yüzden almayan kimseler olur mu bilmiyorum ancak araştırmalarıma göre Note 5’inki kadar hızlı diyorlar, 1.nesil touch ID ile 2.nesil arasındaki farkı kullanacak olanlar almasın diyeyim, zira ben halen PIN kullanan taraftayım. 2.nesile göre hissedilen en önemli farkı daha yavaş açılması denebilir. Ancak bu yavaşlık öyle HDD’den windows açılışı bekler gibi değil tabi ki.

3D Touch SE’de yok, kullanacaklar almasın, şahsen bu teknoloji ile hiç tanışmadığım için benim için bir olmazsa olmaz olmadı ancak telefonuna film ya da cam koruma kullananlar bundan nasıl etkilenir bilmiyorum, yani az basarda ekranda hissedilir mi? Ayrıca 3D touch’ı kullanan uygulama sayısı şu an az, olmazsa olmaz bir uygulamanız bu teknolojiye geçmiş ve kullanıyorsa o vakit düşünülebilir ancak şu an yaygınlaşmadığı için dert etmeye gerek yok ama her telefonda bu teknoloji olmayacağını düşünecektir program yapımcıları ve adamların derdi program satmak olduğu için bu teknoloji olmayan telefonlar için de 3D Touch ile kullanılan işlemlere alternatif getirirler. Yani bu bir lüks olarak kalacaktır görüşüm hakim. Diğer taraftan çoğu kitleyi 3D Touch olan bir telefona zorlamış olurlar ki SE en son çıkan model olmasına rağmen onda bu özellik yok.

Ekran çözünürlüğünü ve küçüklüğünü dert edenler var, 4K telefon çeken ekrana 720p olur mu? Çok da güzel olur. 4K ile çektiğin videoyu 5.5″ ekranda arada çok fark varmış gibi izleyeceğini sananlar yok değil. Bugün Sony’nin bile performans olarak ürettiği küçük compact ailesi bu ekran boyutları ile geliyor, bu ekran performans demek, bu ekran çok batarya demek, ayrıca Note 5’e adamlar 2K ekran koyuyor onu da eleştirenler var. Yani sizin önceliğiniz nasıl isterseniz, ama ben bu sebepten dolayı SE’yi elemezdim. Hatta açıkca ifade edeyim, madem 4K video mu izleyeceğim ya da Full HD, alırım bir ipad ya da kaliteli ekranlı bir android, filminde tadını çıkarırım mısırımı da yerim, nedir o öyle 5,5″ de film izlemek, ancak youtube izlersiniz.

16 GB ile gelen başlangıç paketi, yuvarlak 2000 TL iken 64 GB 2400 TL, şimdi işletim sisteminde yapılacak türlü değişikliklerden sonra 16 GB size yeterli gelecek türlü türlü ayarlama var, herşeyin suyunu sıkıyorsun, gereksiz şeyleri sil, gereksiz uygulama yükleme, yüksek boyutlu oyun yükleme gibi ve bir diğeri icloud geliyor, özellikle yabancılar bundan bahsetmiş. Olay şöyle, telefonu kurduğunuzda size 5GB ücretsiz bulut alanı veriyor icloud, yabancı diyor ki 16 GB sana yeter, resim çektin at cloud’a, onu yaptın bunu yaptın at cloud’a tamam da senin Türkiye’deki upload hızından haberin yok herhalde? 5 GB bitti ne yapacaksın, apple’a fazla alan için ödeme yapacaksın, onun da matematiğini yaptık, fazla alan için 4 yıllık ödeme yapsan yine 400 etmiyor ama dedim ya ah işte upload hızı. Ayrıca arkadaşlar bu telefon 4K çekiyor, yani bu şu demek bir dakikalık video 400 MB yer kaplıyor, bunun programıydı, müziğiydi vs.. derken 16 GB yetmez, bak bende 1 TB bulut alanı var yine 16 GB düşünmedim, yok bana yeter diyenler, telefona eklediklerini, çektikleri resimler arasından seçip, her an silmeye hazır olsun, birden pat diye yer yok uyarısı alabilirsiniz, hem de o en güzel kareyi çekecekken. Eğer aradaki 400 TL farkı vermem diyorsanız o vakit bir wireless USB stick alın derim, 64 GB wireless USB stickler 200 TL civarı, yani 200 TL cebinizde kalır. Onun dışında 64 GB alıp kafanın rahat etmesi de ayrı bir konu, an itibari ile telefonu alalı 1 hafta oldu, 64GB’ın 55.7 GB’ı kullanılabilir durumdaydı ve şu anda 48,5 GB kullanılabilir var. Bak diyorum sana 1 hafta oldu.. Yok ben SMS telefon kullanırım diyorsan yahu kardeşim o vakit sana nokia 3310 da yeter, niye zorluyorsun kendini? Ha kendi lüksündür hadi ona da bir şey demiyorum. Bir iyi haber var, arada sağda solda okursunuz, sistem güncellemek için apple 5GB alan istiyor diye o da değişti artık ios 9 ile bu alan 1,5 GB’a düşmüş durumda, telefonunuzda sistemi güncellemek için 1,5 GB alan yoksa, boşaltmak durumunda kalacaksınız. Yani sayın okuyucu, bu fikir uçuşmasından elde edilen sonuç şu, her an yanında olan, kamera, resim, müzik, pek çok program için kullandığın akıllı telefonun 16 GB olanı yerine 64GB olanı her zaman mantıklıdır. Pahalıdır evet ama mantıklıdır, yok halen yan çiziyorsan yukarda senin için de seçenekleri saydım.

OIS – Optical Image Stabilizeyşın SE’de yok, 6S’de de yok, bir tek 6S Plus’da var. Bu ne işinize yarar? Telefonu tuttuğunuz el titrese bile bu yapı ile kamera sabit tutulmaya çalışılır, yani yazılımsal değil donanımsal bir özelliktir. Ancak ne var? EIS var bu da Elektronik ..zeyşın anlamına geliyor, tabi ki OIS>EIS lakin aldığınız telefonun fiyatı da bu şekilde değerleniyor, fiziksel donanım ekleyip çıkararak değil mi? Ha ben çektiğim resimlerden memnun muyum? Gayet memnunum, çok eli titreyen biri iseniz o vakit OIS barındıran bir kameray bence önem vermelisiniz.

Adamın biri şöyle bir yorum yazmış bir sitede, inceleme yapıyor bak şimdi, adını boşverin sitenin aynen yapıştırıyorum “Sonuca gelecek olursak iPhone SE cihazıyla yüksek bir performans bekliyorsanız eğer, bu cihazdan önceki çıkmış cihazların üstünden bir performans bekliyorsanız eğer yanılıyorsunuz.” yahu arkadaş, cihazda iphone 6S plusdaki chipset var, sen ne performansından bahsediyorsun, çoğu testte iphone 6S’i bile geride bırakabiliyor tutmuş diyorsun ki önceki cihazları bile geçemiyor. Cihazdan performans bekliyorsanız yanılıyorsunuz diyor. Cihaz tam bir performans cihazı arkadaşlar alacağı güncellemeleri de düşünün teeeeyyy 2019. Bu cihaz erkek adama rose gold aldırır bir cihaz, şöyle anlatayım, dış kasa olarak bu cihazın iphone 5 serilerinden farklı olan tek modeli, rengiyle rose gold’dur. Şimdi bazı elma sevdalılar, “ayyyy ığğğ yeni telefon alacağım yeni model olduğu belli olsun” diyor ve rose gold alıyor. Lakin ben space gray aldım, kimsenin de ne düşündüğü zerre umrumda değil, kendim kullanıyorum, bilmem yeterli arkadaşım.

Bir de barometre sensörü yok yani hava basıncını ölçemiyorsun, yok tekerleğin değil, soluduğun havanın, bu basınç değişiklikleri ile yükseklik gibi ölçütler elde edebiliyorsun, onu ölçemiyeceksin, bak şimdi sayın okuyucu ben bisiklet sürerim, bir yerden diğerine giderken kaç km yükseğe çıktığımı da görmek isterim, lakin yükseklik farklılıkları artık sensöre gerek duymuyor. Çünkü online haritalarda ya da uygulamalarda, bu özellik mevcut, yani iki nokta arası ne kadar yükseklik farkı var belli, bu tıpkı şuna benziyor, cep telefonunda kronometre özelliği var değil mi? A’dan B’ye seyahat ettin, ne sürede vardığını bu kronometre ile ölçmüyorsun, ilgili uygulama sana bu ayrıntıları veriyor, bunu da sensörden değil, GPS aracılığı ile toplayabileceği verilerden alıyor. Gereksizdir filan demiyeceğim çünkü biri çıkar, zorrak diye bir şey ortaya koyar, gerçekten gereklidir, bir şey diyemeyiz. Ama şöyle bir teklifim var, 6S değil 6’da barometre de var gidip onu alabilirsin, aynı fiyata.

Şimdi arkadaşlar şöyle bir toplayayım. Tüm bunlar göz önüne alındığında, şu sonuca vardım, iPhone SE Space Gray  64 GB. Ha bunun üstüne 200 koy altına 400 ser vs.. gerek yok gerçekten aldık gitti, bak öyle hava atar, apple fanboy’u kıvamında da bir tadım yok yani, boş işler bunlar geç, memnunum telefondan, işte iyi kötü objektif bir biçimde sıraladım her şeyi, arada aklıma gelirse buraya düzenleme diye eklerim, merak etmeyin. Aha bak aklıma geldi

4.5 G olayı, şimdi telefonlarda LTE modem türleri var, bu türlere göre de telefonun mobil santraldan aldığı verinin bir sınırı var, SE’de Cat4 var, Maksimum 150 Mbps bir hız söz konusu, bir üst Cat6’da 300 Mbps hız var sanırım. Hattım 4G destekliyor ama bak 3G çeken yer ile 4G çeken yer arasındaki farkı o aradaki 150 Mbps kadar hissetmiyorum halen, yani bu hızlar sana lazımsa Cat9 modem içeren telefonlar var, onları zorla derim ama bana cat4 olsun kıyısından köşesinden LTE çeksin yeter, zaten o hızlara ulaşmak için daha zaman var ve o zamana bu telefon zaten değişir, hedefim 2020 başına kadar en az 4 yıl kullanabilmek bu telefonu. Hadi aklıma başka bir şey daha gelmeden, çabuk git buradan seni okuyucu..

Keyifli bloglar..

Kombi kalorifer petek ısınmıyor ya da ısıtmıyor

Hepimizin başına gelebilecek bu sorunla karşılaştıktan sonra tesisatçı ya da kombici artık ne diyorsanız çağırmadan önce bireysel olarak yapabileceklerinizi anlatmak aynı zamanda bu tesisat olayı ile ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum.

Kombi 70’de de yansa peteklerin (iki peteğin) alt kısımları ısınmıyordu. Benim sorunum buydu ancak bu sorunu araştırıp çözüm bulana kadar pek çok bilgi edindim, reglaj, purjör gibi kelimeleri hayatımda ilk defa duydum.

Temelde bu sorunun sebebini ikiye ayıralım, ya kombide bir arıza vardır ya da tesisat sisteminizde (kalorifer, petek, borular). Ancak bizler genelde kombi ile ilgili sıkıntılar yerine tesisatla ilgili sıkıntılar çekeriz ve ilerde anlatacağım havasını almakla sorunu çözeriz, aslında işin yüz güldürücü yanıdır, kombide arıza olmasından iyidir. Daha az maliyetli bir sorundur ve çözümü kolaydır.

Kombide ne gibi arızalar olabilir.

Her kombide bir devir daim pompası vardır. Bu pompa belli bir güçle suyu pompalar, bunun ayarının 1-2-3 kademe olduğundan bahsettiler, ben kombide bunu ayarlayacak yer bulamadım ve açıp kombi teknik servisine sordum, kendileri “abi biz onları 3’e ayarladık fabrikadan en yüksek devirde geliyor” dediler, bu durumda sorun kombinin 1-devir daim pompasının gücünde değildi.

İpucu : Bu devir daim olayına aslında ayrıntılı girmek lazım, sıcak suyun devir daimi ne zaman tamamlanıyor? Mesela kombide 70 derece ayarlıyorsunuz, kombi tüm peteklerdeki su ısısı 70 derece olana kadar  suyu ısıtmaya çalışıyor, o dereceye ulaştıktan sonra ise kendini otomatiğe alıyor ve ısı biraz azaldığında tekrar devreye giriyor, böyle olunca kombiyi neden asla tam olarak kapatmamak gerektiği anlaşılabiliyor. Kapattığınızda sürekli olarak suyu ısıtmak zorunda olan kombi daha çok çalışıyor ve daha fazla doğal gaz tüketiyor, bu nedenle evin içi sıcak dahi olsa kombiyi asla kapatmamalı teorisi güçleniyor. Evde olmasanız da uzun bir süre eve uğramayacak dahi olsanız kombiyi en düşük ayara alın mesela bende bu ayar 35 dir, o şekilde çalışsın, aksi takdirde bu bilgileri öğrenmek için benim gibi fazla miktarda doğalgaz ödemek zorunda kalabilirsiniz ki bunu istemiyorum.

2-Kombinin giriş çıkış filtrelerinde sorun olabilir, kireçli su vs.. kombiyi tıkamış olabilir ancak bu durumda sistemin geneli etkilenir, bir değil peteklerin hepsinde bir soğuma olur ya da  kombi E5 E6 gibi bir uyarı ile durumu size haber verir. Ayrıca benzeri hatalara eşanjör denen ve kombinin içinde bulunan ısı değiştirici levhaların kireçten dolayı arızalanması da eklenebilir ki bu tarz teknik bilgiler evin adamı için gereksizdir 🙂 . Yine bu durumda kombinin E7 E9 gibi hatalar vermesinin bekleriz.

Birde unutmadan, kombilerin çoğunun altında bir musluk vardır, 3-kombinin suyunun yanılmıyorsam belli bir basınçta olması lazım, bu basıncı sisteme su ekleyerek sağlıyorsunuz, bir keresinde E4 (Termodinamik kombi kullanıyorum) hatası almıştım, bu hatanın anlamı ise sistemde su kalmadığı idi, bu durumda kombinin altındaki vanayı açarak, sisteme gösterge 2’nin biraz altını gösterene kadar su alıyorsunuz. (Mevsim kıştı ve teknik servis bana böyle söylemişti belki yaz olduğunda alınacak su miktarı değişebilir ama ben sürekli bu şekilde kullanmayı düşünüyorum, aksi söylenmedikçe)

Kısaca kombi ile ilgili arızalar genelde kombinin ekranında hata uyarısı verir diyerek evin adamının daha çok karşılaştığı ve kendisinin çözebileceği tesisatla ilgili problemlere dönelim.

Tesisatla ilgili problemleri ise 3’e ayıralaım. 1-Tesisatın yapısı ile ilgili (borulardaki çatlaklar, yanlış boru kullanımı, yanlış yapılan kaynaklar, ek boruların dirseklerin fazla olması) bu tarz sorunlara nadir denk gelinir, çünkü ya sizden önce oturmuş biri vardır, çözmüştür ya da yeni apartmana girdiğinizde tesisatı kontrol etmişlerdir. Eğer böyle bir sorun varsa tesisatçı çağırmaktan başka yapacak herhangi bir şey olduğuna inanmıyorum.

Not: Kaloriflerlerim ısınmadığında bilmek istediğim bazı şeyler vardı ve nette yazmıyordu onları size aktarmak istiyorum. Öncelikle kalorifere giren ve çıkan borulardan hangisi giriş hangisi çıkış öğrenin? Tesisatçıya sorduğumda üstten gelen boruların giriş alttakilerin ise çıkış olduğunu ve çoğu yerde devir daimi sağlamak için böyle yapıldığını ifade etti. Bu neden önemli? Reglaj adında bir ayar var, bu ayarı kaloriferleriniz yansın yanmasın yapmanız gerektiğini düşünüyorum, çünkü tahminin kombinin doğalgaz harcamasını azaltacak ve ona daha az yük bindirecektir.

Reglaj Ayarı Nasıl Yapılır?

Kombiye en yakın olan petekler daha iyi ısınır, petek uzaklaştıkça ısınması da azalır. Yani isterseniz termometre ile ölçün isterseniz elinizle kontrol edin, uzaktaki petek sıcak olsa da kombiye en yakın peteğe göre daima biraz daha soğuktur. Bunun nedenleri değişik ancak ortak noktası şu, kombi sistemde dönen suyun mesela 70 derece olduğunu anlayana kadar 70 dereceyi elde etmek için çalışacaktır. Bu nedenle kombinin daha az çalışabilmesini, sistemin daha çabuk ısınabilmesini sağlamak için bu ayarı yapmalıyız.  Öncelikle kalorifer sisteminizi, hattınızı iyi bilmeniz lazım. Ben tesisatçıya sorarak öğrendim. Hangi kaloriferler birbirine bağlı. Aynı hat üzerinde olan kaloriferler hangileri? Diyelim ki bizim evimizde 8 kalorifer var ve bunlar 2 hat üzerinde dizilmiş ve biz ilk hatta bu uygulamayı yani reglaj ayarını dört kalorifer üzerinde yapacağız. Hattınızı öğrendikten sonra kombiye en yakın olan peteğin dönüş vanasını (çoğu petekte altta olan vanadır) tamamen kısın, daha sonra bir tur açın (aynı noktaya tekrar gelene kadar bir tur çevirin). Hat üzerindeki ikinci peteğe geçin, dönüş vanasını tamamen kısın ve daha sonra iki tur açın, hat üzerindeki üçüncü peteğe geçin dönüş vanasını tam kapatın sonra 3 tur açın, en son peteğin ise dönüş vanası tamamen açık olsun. Böyle olunca tesisat sisteminde ayrı bir basınç yaratılmış olacak ve ilk petekte çok ısınmış olan su diğer peteklere daha çabuk gidecektir ve sistem daha hızlı ısınacaktır, hem kombinin daha performanslı çalışmasını sağlar hem de eğer ara kademelerde az da olsa tıkanıklık varsa artan basıncın bu tıkanıklığı açması muhtemeldir şeklinde düşünebiliriz. Bunlar profesyonel değil tamamen kendi görüşlerim ve edindiğim tecrübelerden çıkardıklarımdır.

2-Kaloriferin ve peteklerin üst kısmının ısınmadığı durumlar da ise genelde petekte hava olduğundan bahsedilir çünkü hava nerede olursa olsun sudan hafif olduğundan peteğin üst kısmına toplanarak çıkacaktır ve sistem kapalı olduğundan birikecek, suyun o bölgelere ulaşıp peteği ısıtmasını engelleyecektir. Bu durumda sistemin ya da peteğin havası alınması gerekir ama nasıl?

İpucu: Bir peteğe baktığınızda, petek çeşitlerine göre değişmekle birlikte 4 adet giriş çıkış vardır, bunlardan iki tanesi yukarıda bahsettiğimiz  suyun girdiği ve çıktığı vanaların bulunduğu giriş çıkışlar, diğeri havanın alınmasını sağlayan giriş çıkış kısmıdır, burada purjör denen ve kelebeğe benzeyen hava almaya yarayan özel bir aletin gireceği ya da normal düz tornavida ile çevirebileceğiniz ve üzerinde vidanın gireceği oyuk bulunan özel bir vida bulunur, son olarak ise mühürlenmiş gibi ancak ingiliz anahtarı ile açılabilecek daha sonra anlatacağım yıkama işleminde kullanılabilecek bir giriş çıkış vardır. Bu bilgilerden sonra sistemin havası nasıl alnır ona değinelim.

Kalorifer ya da peteğin havası nasıl alınır?

Öncelikle şunu belirteyim ki havanın alınacağı bölgeden ahım şahım sibobtan çıkar gibi hava çıkmasını fırtınalar koparmasını beklemeyin, kovalarca su boşaltmaya çalışmayın. Purjör ya da düz tornavida ile özel vidayı çevirin, hava varsa çıkacaktır. Havanın çıktığını ise delikten su gelirse anlarsınız yani delikten su geliyorsa kapatın artık çıkacak hava çıkmıştır. Hava almak bu denli kısa süren bir iştir. Yani maksimum 5-10 saniye sürer, su geldikten sonra elde kovayla hava ha çıktı ha çıkacak umuduyla beklemeyin, benim gibi peteğe baka baka aşık olursunuz. 🙂 ayrıca aldığınız su da hiçbir işe yaramaz yani o kadar küçük delikten gelecek suyun da size faydası olmaz. Şu olabilir, bir süre suyun gelmesine bakar ve suyu kontrol edersiniz (özellikle rengini), eğer havasını almanıza rağmen kalorifer 5-10 dakika için de tepki vermiyor, o hava olan yerler sıcak su ile dolmuyorsa, kontrol ettiğiniz su kirli ise gelin hadi şimdi kaloriferi yıkıyalım.

Kalorifer nasıl yıkanır?

Grekoromen güreşçi usulü yıkanmaz, yani kaloriferi yerinden söküp banyoya taşımanıza, orasından burasından hortumla su vermenize gerek yoktur, bazı forumlarda okudum, zamanı çok olan arkadaşlar bununla uğraşmış ama gerek yok. Şunu bilin ki kalorifer yıkamak öyle hava almaya benzemez, tek kişinin purjör ya da leğenle yaptığı akrobatik hareketlerden esinlenmez. En az 3 kişi gerekir, neden? Bir kişi o mühürlenmiş  dediğim çıkışı ingiliz anahtarı ile  açıp bardaktan boşanırcasına çıkan suyu kontrol ederken, kovaya ya da leğene boşaltmakla cebelleşirken (elinizi suyun önüne koyun hem elinizi yıkarsınız 😛 hem de suyun hızlı gelişini ve ortalığı batırmasını biraz engellersiniz), diğer kişi kalorifer üzerindeki vana giriş  çıkışlarını kontrol edecek, bir diğer kişi ise kombinin ya da sistemin suyu bittiğinde ki muhakkak bitecektir kombiye daha önce bahsettiğim alttaki vanayı kullanarak su basacak. Bu arada evde küçük çocuk ya da işe yaramak için ortalarda gezinen biri varsa onu da kovaya dolan suyu tuvalete boşaltmak gibi bir amelelikle görevlendirebilirsiniz. En az 2 kişi şart, sadece süre uzayacaktır. Yıkama olayı ise tamamen spontane, boruların özelliğinden dolayı akacak suyun asla berrak olmasını beklemeyin, en iyi açık kahverengi olacaktır, bir giriş vanasını açıp kapatarak, bir çıkış vanasını açıp kapatarak, her ikisi kapalıyken her ikisi açıkken, bir kombiye su vererek yani tamamen spontane gelişen olaylar zinciri sonucu, çıkan suyun rengini en önemli gösterge olarak alarak bu yıkama işlemini tamamlayacaksınız.

Şimdi kısa bir özet geçelim

Kaloriferin üst yarısı ısınmıyorsa ya da üstte bir kısım ısınmıyorsa o zaman hava vardır (yukarıda anlatıldığı gibi havasını almaya bakın). Kaloriferin alt yarısı ısınmıyorsa devir daim düşüktür (reglaj ayarını yapın, kombiciye pompa ayarı en yüksekte mi sorun) filtrede sıkıntı vardır (kombi hata veriyor mu bakın) petekte pislik birikmiştir (yıkayın ya da tesisatçı çağırın gelsin yıkasınlar), bazen petekte alt kısımda ufak bir bölgenin daha az ısındığını fark edebilirsiniz, bu gayet normal bir durumdur canınızı sıkmayın. 🙂 Bunların dışında bir sorun varsa yorumlara yazın lütfen.

Bu macerada en güzeli de bu yazıyı yazacak olmamı bilmemdi, kalorifer kombi petek maceram bu yazı ile sonlandı diyebilirim.

Kalın sağlıcakla.. güzel okurlarım benim..

CPU İşlemci Soğutucu hakkında bilgiler!

 

İşlemci yani CPU soğutucu neden kullanılır?

Bilgisayar çalıştıkça CPU gibi bilgisayar parçaları ısınır ve bu ısının belli bir seviyeye düşürülmesi gerekir. Zamanında ya da halen bazılarının yaşadığı gibi bilgisayarda bir işlem yaparken bilgisayarın donmasının ya da diğer bir tabirle “çat diye kapanmasının” nedenlerinden biri, aslında çok ısınan bilgisayar parçalarının yüksek ısıda işlev görememesidir. Bu durumda bilgisayarınızı kapatmanız ve parçaların soğumasını beklemeniz gerekmektedir. Bu parçalar arasında CPU kendine ait soğutma elemanları en çok üretilen ve tüketilen bilgisayar parçasıdır çünkü çok basit anlamda bilgisayarda en çok ısınan parçadır. Isınması ve isteklerinize cevap vermemesi bir kenara, yüksek ısı bu bilgisayar parçalarının ömrünü kısaltan en önemli etkendir. Eğer bir işlemci almışsanız, isterseniz hız aşırtma yapın (overclock : Bilgisayar parçalarını limitleri dahilinde ancak sınıra yakın kullanarak yüksek verimi almak) isterseniz sıradan bir ev kullanıcısı olun, bu işlemcinin ömrünün uzun olmasını, bilgisayar çok açık kaldığında ve ısındığında yine de isteklerinize cevap vermesini, limitlerini zorladığınızda sizi yarı yolda bırakmamasını istersiniz, istemelisiniz.

Bu nedenledir ki, satılan işlemciler stock fan denen ve işlemciyi üreten firmanın basit kullanımlarda sizi yarı yolda bırakmayacak, daha doğrusu işlemcinin çalışmasını sağlayacak, overclock ya da oyun gibi ağır durumlarda ise bilgisayarı ancak çalışabilecek ısıda tutmaya yarıyan işlemci soğutucuları ile elinize ulaşmaktadır. Ve bilgisayarına bakmak ve bilgisayarıyla ilgilenmek isteyen kimseler için yeterli olduğu söylenemez.

Bilinçli bir bilgisayar kullanıcısı stock fanlarla yola devam etmeyi bu saydığım nedenlerle düşünmemelidir. Kim istemez ki yüz TL’ler hatta bin TL’ler verdiğiniz işlemcinin ömrünün uzun olmamasını? Ya da overclock yaparken ve yine çok fazla oyun oynarken bilgisayar ısınızın sürekli 80 derecelerde kalmasını  ve belki 5 yıl kullanacağınız işlemciyi 1 yıl kullanmaya göz yumabilir misiniz? Yüksek ısıda düşen bilgisayar ve işlemci performansını yeniden kazanmak için yapılacak en iyi şey, stock fanlardan kurtulup yerine güvendiğiniz bir ürün almaktır.

Kısacası işlemcinin sıcaklığı ne kadar düşük olursa ömrü o kadar uzun ve performansı o kadar verimli olacaktır.

Neden işlemci ile gelen işlemci soğutucuyu kullanmayalım?

Neden ilave bir işlemci soğutucu tercih ettiğimi önce başımdan geçen bir örnekle anlatayım, bundan yıllar önce kasa kapalı herşeyin yolunda gittiğini düşündüğüm sırada hafif bir yanık kokusu ve çıt sesi ile kendime gelmiş, kasayı açtığımda işlemci soğutucunun yanında hafif bir buhar hüzmesinin göğe yükseldiğini görmüştüm, sanırım o buhar işlemcinin ruhu, o çıt sesi işlemcinin aşırı sıcaktan kenardan hafif çatlayan ve stock fana temas eden yüzüydü. O günden sonra normal olsun, oyuncu olsun, overclock için olsun mutlaka daha iyi bir işlemci soğutucusuna ihtiyaç olduğunu görerek ve yaşayarak bunu bir lüks olmaktan çıkardım ve topladığım her bilgisayarda “nasıl olsa stock fan var”, “overclock yapmayacaksan oyun oynamayacaksan ek fan gereksiz” gibi sözlere kulaklarımı tıkarayarak elimden gelen en güzel soğutucuyu fiyat/performans gözeterek satın aldım, böylece herşey güzel gidiyor derken yanık kokusu duyma haliyle, bilgisayarın birden çıt diyip kapanmasıyla, en önemli işi yaparken donmasıyla karşılaşmadım.

Bakmayın bilgisayarın çıt diye kapanması sadece kapandığı için problem oluşturmuyor, elektiriğin birden gitmesi ya da bilgisayar donunca reset atmanız  ve tekrar başlatmanız bilgisayarın elektrik kullanan diğer parçalarına da zarar veriyor.

Ayrıca bilgisayarınız da sizin gibi; siz nasıl oluyor kış mevsiminde üzerinize sizi sıcak tutacak birşeyler ve yaz mevsiminde sıcaktan bunaldığınız için yazlık giysiler giyiyorsunuz, işlemcide belli bir ısıdan sonra bunalıyor ve çok çok soğuk ısılarda donabiliyor (bununla çok karşılaşmıyoruz çünkü bu ısılar çok yüksek eksi derecelerde oluyor ve çoğumuzun evi eksiye düşmüyordur) ve yazın yüksek sıcaklıkta stock fanla çok yüksek derecelere çıkabiliyor, o yüzden mevsim değişikliklerinden etkilendiğini söylemek gerekir, bu nedenle işlemci soğutması özellikle yazın büyük önem taşır. 

 

Yukarıdakiler benim kişisel tecürbelerimde yani işin pratik kısmıydı, şimdi işin teorik kısmına geçelim.

Sıradan bir ev kullanıcısı gözüyle bakarsak işlemcinin ömrünün olabildiğince uzun olmasını istiyorum ve bu arada arasıra yaptığım yoğun işlemlerde iyi bir performans sağlamasını bekliyorum. Mesela photoshop ya da lightroom ile çalışırken ya da daha ağır programları kullanırken donamasın, reset atmak zorunda kalmayayım!

Bir oyuncu gözüyle bakarsak, saatlerce oyun oynarken işlemci ısısının düşük olması hem oyunu rahat oynamamı sağlayacak hem de işlemci ömrümü uzatacak.

Bir overclocker gözüyle bakarsak işlemciyi soğutmak zaten asıl amaçtır. Böylece çok yüksek değerlere çıkılır, overclock yapan kullanıcılar bu konuda sıvı nitrojene kadar hatta daha ilerisine giden bir yelpazede değişik uygulamalar denerler, bu nedenle tek amacı overclock olmayan, sadece aldığı işlemciden en yüksek verimi almaya çalışarak optimal değerlerde overclock yapmak isteyen bir ev kullanıcısı için de güzel bir işlemci soğutucu kaçınılmazdır.

İşlemci yani CPU soğutma yolları nelerdir?

Hava Soğutma

Stock fanların yani işlemci ile gelen fanların yaptığı soğutmadır. Fan işlemci üzerinde bulunan ve genelde metal kanatlardan oluşmuş soğutucuya üflediği havayla bu metal kanatları soğutur ve soğuyan metal kanatları da, işlemciye doğrudan temas eden yüzey ile işlemciyi soğutur. Sıradan ev kullanıcısının, overclock’u sadece bilgisayardan biraz daha fazla performans almak için yapan ya da çok fazla oyun oynayan ev kullanıcısının tercih edeceği, parçaları ve bakımı açısından en kolay soğutma yöntemidir.

Sıvı Soğutma

Su kullanılarak (değişik sıvılar kullanılabilir) yapılır, su bilgisayarın soğutulacak parçaları ile temasta olan içi boş metal kutuların içinde sürekli devir daim yapmasıyla ısıyı bilgisayar parçalarından uzaklaştırır. Sıradan kullanıcının biraz üst seviyesinde bu işi hobi olarak edinenlerin daha çok uğraştığı bir yöntemdir.

İleri soğutma teknikleri (Sıvı nitrojen vs..) :

Bunlar overclock işi ile profesyonel ilgilenen, yarışmalara giren kimselerin işidir ve ev ortamında gerçekleştirilmesi zordur

Kolay gelsin..

Sump nedir? İç, yan, üst sump nasıl yapılır? Akvaryum filtreleme sistemi olarak sump yapımı!

SUMP
Sonunda bir sump sahibi oldum, emek vererek, elimi keserek, kan akıtarak, günlerce kafa patlatarak, çizimler ölçümler yaparak ancak sonunda “neden daha önce yapmamışım” dediğim bir sumpum oldu, sanırım gözümde büyütmüş olmamla alakası var, bu yazıyı yazmamdaki asıl nedenlerden biri “işte benim de bir sump’um var, ben daha güzelini yaparım vs… ” demek değil kesinlikle, siz de aklınızda büyütmeyin istiyorum, sump yapmaya özendirme çabası benimki.

Hitman Pro güvenlik yazılımı

Son zamanlarda cloud teknolojisine kafayı takmış durumdayım, bu nedenle bu alanda isim yapmaya aday ve çeşitli güvenlik sitelerince ön plana çıkan yazılımlar hakkında bilgi vermek hoşuma gitmiyor değil. Kısaca size hitman pro’yu tanıtayım. Bir arkadaşınız ya da akrabanız size bilgisayarından dert yanıyor, virüs bulaştı diyor. Hitman Pro ile ne yapabileceğinizi ve nasıl temizlik yapacağınızı ve hitman pro ile ilgili ayrıntıları vereyim.
Okumaya devam et Hitman Pro güvenlik yazılımı

Safeonline prevx’in yeni işlevi!

Prevx nedir bu yazımda anlattım, bu uzun ve bilgilendirici yazıyı okumak istemeyenler için kısaca: cloud yani online yani çevrimiçi veritabanı kullanarak ve veritabanını bilgisayarınıza indirmeden bilgisayarda güvenlik sağlayan bir güvenlik yazılımıdır. Peki safeonline özelliği nedir?
Okumaya devam et Safeonline prevx’in yeni işlevi!

DXVA Compliant ve DXVA Uyumlu videolar

Bazı .mkv dosyalarında dxva compliant ibaresini görebilirsiniz, bu ne demektir ya da kullanıcıya ne gibi faydalar sağlamaktadır? Gelişen teknoloji artık videoları göstermek için sadece kodeklerden değil donanımdan da yararlanmaktadır. DXVA kelimesinin açılımı DirectX Video Acceleration şeklindedir.
Okumaya devam et DXVA Compliant ve DXVA Uyumlu videolar

Subversion nedir? Trunk, branch ve tag klasörlerinin görevleri nelerdir?

Günümüz yazılım geliştiricileri, kaynak dosyaları belirli bir yerde toplayarak işlerini kolaylaştırmaktadırlar, bu konuda en büyük yardımcıları ise Subversion’dur. Artık yazılımlar sadece bir ülkeden ve aynı dili konuşan geliştiriciler ile değil, pek çok ülkeden farklı dilleri konuşan geliştiricilerin katkılarıyla oluşturulmaktadır ve onların işini kolaylaştıracak her araç önemlidir.
Okumaya devam et Subversion nedir? Trunk, branch ve tag klasörlerinin görevleri nelerdir?

FLAC ve EAC ile müzik CD’si yazdırmak

Bu yazıda müzik marketlerden aldığınız orijinal CD’leri FLAC müzik dosyası biçiminde nasıl yedekleyebileceğinizi anlatmıştım, şimdiki yazımızda yedeklediğiniz bu dosyaları CD’lere nasıl yazdıracağınızı anlatacağım (Kalite açısından orijinal CD’den hiç bir farkı olmayacak). Belki arabanızda dinlemek ya da yanınızda taşımak isteyeceksiniz ve her oynatıcının FLAC dosyası oynatma gibi bir özelliği olmadığından (varsada erişilmesi son kullanıcı açısından maddi olarak zor olduğundan) size kolaylık sağlayacaktır, en azından bu yazının yazıldığı tarihte FLAC oynatan teknoloji ile ilgili durum böyleydi.
Okumaya devam et FLAC ve EAC ile müzik CD’si yazdırmak