Milli Takım güle güle dünya kupası!

Ne kadar geçti aradan? 9 sene!!! Bu yıllar boyunca gerek spor çevresindeki yakın dostluklar, gerekse kazanılmış saygının yarattığı elektromanyetik etki ve de edalı tavırlar başarılarından daha çok gündemde tuttu Fatih Hoca’yı. Şimdi elimizde başarısız olmuş bir milli takım var ve biz halen eleştiri yapamıyoruz. Aynı hatayı başka bir Türk antrenör yapsa belkide kariyerini noktalardı. Neden dünya kupasına gidememek bizi bu kadar hafifletiyor?
Okumaya devam et Milli Takım güle güle dünya kupası!

Estonya karşısındaki milli takımı beğenmedim.

Öncelikle uzun aradan sonra maç izleyebilecek zamanı bulabildiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Ama maçı 76’ncı dakikaya kadar izleyebildim. O yüzden 76’dan sonraki kişisel gösterileri kaçırmış olabilirim. 4-2 yendik ama oynanan futbol beni hoşnut etmedi, Estonya yerine karşıda başka bir takım olsaydı, başka takımdan kastım daha kaliteli bir rakip, o zaman halimizi düşünmek istemiyorum. Bu yazıyı yazıyorum çünkü günü kurtarmak adına herşey çok güzel demek hoşuma gitmiyor.
Okumaya devam et Estonya karşısındaki milli takımı beğenmedim.

Sen o lisenin mezunu değilsin? Millet kendini kandırıyor…

Çocukken sevdiğin renkler vardır, belli bir yaşa kadar anlam veremediğin şekilde o renklerle büyürsün, renkler sana heyecan verir, aynı mahallede aynı renkleri tutan arkadaşlarla grup olursun. GoooLLLL diye kalabalıkla birlikte bağırırsın sonra etrafındakilerin de sevindiğini görmek seni o grubun üyesiymişsin sanmanı sağlar. Bu böyle devam eder gider arkadaşlar arasındaki anlamsız geyik muhabbetlerinin temelini oluşturur, “yok abi öyle ofsayt mı olur” ya da “hakem golü vermedi” vs… gider gider… Aslında takım tutmak toplumda gerek muhabbetlere giriş gerekse bir yer edinme sonucu gerçekleşir zira takım tuttukta ne oldu? Bir örnek vereyim…
Okumaya devam et Sen o lisenin mezunu değilsin? Millet kendini kandırıyor…

Beşiktaş düştü birde biz mi vuralım yani?

Konu Liverpool maçı ancak ben çok şiddetli eleştirilerde bulunmak istemiyorum, çünkü eleştirilmeyecek, yapıcıda olsa eleştiriyi kabul etmeyecek derecede kırılgan bir halde olduklarını biliyorum (taraftarından oyuncusuna kadar) ancak benim bu duygusal yaklaşımım sadece bir noktaya dikkat çekmeme izin veriyor ve değinmeden geçmek istemiyorum.

“Eğer her maçtan sonra hakem hakkında konuşursanız, yenilgilerde oyuncularda pay aramak yerine genelde hakeme mal eder ve bunu oyuncuyu ve takımı korumak olarak adlandırırsanız işte karşınıza hakemi konuşamayacağınız böyle maçlar çıkar ve oyuncuları artık eleştiremeyeceğiniz konuma gelirsiniz. Bu yenilgi bence o günün, o maçın taktiğindeki hatadan ziyade, devam eden yanlış korumacılığın sonucudur. Artık Türk Futbol Kulüpleri en azından bir psikiyatrist ve psikolog bünyesinde barındırmalıdır diye düşünüyorum sadece oyuncular için değil aynı zamanda maçı yeni izlemiş ve yenilginin siniri ile basın açıklaması yapan yöneticiler içinde.”

Ama eminimki Beşiktaş ve taraftarı bu yenilgiyi çabuk unutup önlerine bakmayı bilecek ve başarılı olacak olgunluktadır.

Ben Hakan Şükür’üm, Sion maçını yorumlamak istiyorum

Ben Hakan Şükür’üm ve dün yenildiğimiz Sion maçında size yaptığım bazı şeyleri tekrar anlatmak istiyorum.
34 yaşındayım, 200 küsür maça çıkmış üstüne rekorlar kırmışım vs.. yani rekorların adamıyım, bu konuda tevazu göstermeyeceğim kimse kusura bakmasın. Sion maçında ileri hatta gol atmak için bekliyorum ancak kendi egomdan mıdır nedir her topun mutlaka bana gelmesini istiyorum, gelmeyince her ataktan sonra çocuk gibi omuzlarımı düşürüyor, silkeliyor, kenara bakıyor, aslında destek olmam gereken takım arkadaşlarımın suratına topu niye bana atmadın dercesine bakıp morallerini bozuyorum (bunu inter’e gittiğimden beri bir huy haline getirdim, televizyon izleyicisinin bunları göreceğini bilmiyordum ancak sanırım onların da morallerini bozuyorum ki bir blog yazarı böyle bir yorum yapıyor), hatta kalaciyle karşı karşıya kaldığım ve 3 metrelik mesafeden topu avuta attığım için kendime o kadar çok kızdım ki ama amacı benimle aynı olan Ãœmit Karan topu vurması gerektiği gibi kaleye vurup bana pas vermediği için ona daha da çok kızdım (hatta topu o mesafeden kaleciyle karşı karşıya durumdayken avuta atmamı pek kafama takmadığım için sağa sola sitem yapmaya devam ettim desem yeridir.) ve maçın en önemli anında takım arkadaşıma yanlış yaparak onunda moralini yerle bir ettim daha sonra Ãœmit Karan düzgün bir top alamadı. Evet yaşım ilerledi ancak hırslıyım bu yüzden bu tepkileri veriyorum, televizyon karşısında beni izleyen birinin bile böyle hissettiğini bilsem emin olun tepki vermem, oyunun doğası gereği istemeden yapıyorum bu davranışları yoksa ben kralım yapmam böyle şeyler.
Okumaya devam et Ben Hakan Şükür’üm, Sion maçını yorumlamak istiyorum

Ben ders almam, ders veririm.

Genel Kurmay başkanının “sözde değil özde”… ile başlayan cümlesinden sonra o kadar sık kullanılmasa da daha sonraları kullanılacağına inandığım yeni bir cümle girdi sözlüğümüze “Ben ders almam, ders veririm.”.. Ve ben bu konuda yazmazsam rahat etmezdim…Malta maçıyla başlayan fikirlerim sadece o maç için değildi tabiki…Her Türk genci gibi Malta maçından sonra çok sevdiğim 90 dakika programından en sevmediğim televizyon programlarına kadar tüm spor programlarını, Fatih Terim’in röportajını, köşe yazarlarının yorumlarını vs.. hemen hemen herşeyi dikkatle inceledim. Yazaraları 3 gruba indirdim Fatih Terim’in her an bir açığını bekleyenler, Fatih Terim’e çok bağlı olanlar (sorgusuz), Fatih Terim’i değil futbolu konuşanlar. Duygusal bir memleketiz 3. sıradakileri görmek ne kadar zor olsa da kendilerini belli ediyorlar ve kaliteyi ve de farkı yaratıyorlar. İşin acı yanı Fatih Terim’i istemeyenlerin ya da açığını bekleyenlerin teknik ve taktik açıdan büyük bir hata yapmalarıydı. Okumaya devam et Ben ders almam, ders veririm.

Malta Maçı

Normalde spor konusuna günlüğümde çok yer vermiyorum ama…
Ama milli takımın Malta beraberliğinden ve bazı gazetelerde gördüğüm başlıklardan sonra yazma gereği duydum. Malta’ya milli takım gitmemiş sanki bir kulüp takımı gitmiş gibi ertesi gün çıkan yazılardan birinde bizim futbolcuların ne kadar ücret aldığı ile diğer takımdaki oyuncuların ne kadar aldığı karşılaştırılmış, niçin yapılmış biliyor musunuz? YIPRATMAK için..
Bir milli takımı milli yapan aldıkları para mıdır, onları daha iyi oynatan para mıdır ki? Böyle karşılaştırmalar yaparak 2 gün önce aslanlar, kaplanlar diye başlıklar attığınız milli takım oyuncuların bu şekilde yıpratmaya çalışıyor ve dere görünmeden paçaları sıvıyorsunuz.
Antrenörü ve oyuncuları bireysel ve takım olarak yaptıkları hatalardan dolayı eleştirin ancak aldıkları paraları gazetelere taşıyarak halkın bu insanlara kin duymasını, onları yıpratmasını sağlamak millilik değildir, eleştiri değildir.
Mustafa Denizli’nin bir sözü vardır “İçimizdeki İrlandalılar” bu söze bir ara aşırı parayonayak yaklaşım olarak bakmıştım ama bu Malta maçından sonra halkı etkilemek için bir milli maç sonrası milli takım oyuncularının ve hocasının aldığı parayı sırf onlara nefret uyandırmak adına nasıl ifşa edildiğini görünce kendime göre güttüğüm milli duygular bu yazıyı yazmama neden oldu. Yapıcı eleştiriye herkes açık ancak yıkmak daha kolayken ne gereği var değil mi? İnanın bu davranışlar seçim yaklaşınca kaldırımları yapmaya başlayan belediye başkanlarının tavrına benziyor ama herkes böyle yorumların ne amaçla yapıldığını biliyor…
Acaba bu yorumları yaparken milli takımın başarılı olmasını sağlayacak milli destek ve birlik içindeki eksik kısımları doldurmayı hiç düşündünüz ya da denediniz mi?..Milli takımın başarı için zor günlerde yanlarında olan ve onlara yapıcı eleştiri getiren yorumalara ihtiyacı var, başarı istiyorsak daha hassas ve birlik olmalıyız, her başarısızlıkta çil yavrusu gibi dağalmak neden..

İki gündür Beşiktaş ile uyanıyorum

Birgün uyandığınızda kolunuzda anlamsız yere BJK yazıyorsa, bunu kendinizin yaptığını düşünebilirsiniz. Zira durum böyle değildir, bu butterfly effect tarzı sabah vakitlerini bana yaşattığı için öncelikle kardeşime teşekkür etmek isterim..
Beşiktaş’ın şampiyonlar ligine kaldığı maç hayatımı değiştirdi.. Her sabah uyandığımda kolumun bir tarafında BJK yazdığını görüyordum. Daha sonra bu yazılar ne diye sorduğumda “Geceleyin uyanıp benden kalem istedin ve koluna BJK yazıp yattın” deniliyor. Tam anlamı ile bir paradoks yaşıyordum taki kardeşim bu sabah uyanıp anlında BJK yazdığını görene kadar… 🙂